Şişli ilçesi İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan merkez ilçelerinden
birisidir. Denize kıyısı olmamasına karşın, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan iki boğaz
köprüsünün Avrupa yakasındaki çıkış noktasında yer alır. Şişli adı ilçenin
merkezindeki semtin de adıdır. “Şişli” adıyla ilgili en yaygın yakıştırma, şiş
yapımıyla uğraşan ve halkın “Şişçiler” adıyla andığı bir ailenin burada oturduğu
ve bu bölgede bir konaklarının olduğu yolundadır. 2500 yıllık bir tarihe sahip
İstanbul’un nispeten daha yeni bir yerleşim bölgesidir. Ancak yine de, bugün bir
kısmı ilçe sınırları içinde yer alan ve Kurtuluş semti adıyla bildiğimiz,
tarihte Ayios Dimitrios, daha sonra da at ahırlarından dolayı “Tatavla” adıyla
anılan yerleşim yerinin kuruluşu, Kanuni I. Süleyman (1520-1566) dönemine kadar
uzanan bir geçmişe sahiptir. Deniz fetihleri sırasında Ege ve Akdeniz’deki
adalardan tutsak edilen zanaatkarların iskan edildiği bu bölgeye daha sonraki
yıllarda İstanbul’a ticaret maksadıyla gelen yabancılar da yerleşmişlerdir.
Bu semtte yaşayan halkın gemi yapımından ayakkabıcılığa kadar
çeşitli meslek dallarında hüner gösterdiği, tulumbacılık mesleğiyle
ünlendikleri, İstanbul’un sanat, kültür ve spor yaşamında önemli yerleri olduğu
bilinmektedir. 18.yy sonlarına doğru, sayıları yirmi bine ulaşan ve büyük
çoğunluğunu Rum nüfusun oluşturduğu bu yerleşim yerinde, kendileri dışındaki
halkın, bu bölgeye giriş çıkışını yasaklayan bir fermana bile sahiptiler.
Tatavla 12 kişilik bir İhtiyar Heyetince yönetilirdi. Bu heyet bölgede yer alan
1.030 mekandan seçilen 53 temsilciden oluşurdu. Bu düzen Cumhuriyet dönemine
kadar sürmüş, giriş yasağının kaldırılmasıyla semte “Kurtuluş” adı verilmiştir.
Bölgedeki eski yapıların büyük bir bölümü çıkan yangınlarla yok olmuş, yabancı
okullar, kilise ve mezarlıklar değişik dönemlerin yapısal belgeleri olarak halâ
günümüzdeki varlığını sürdürmektedir. Şişli’de 1800 lü yılların ortalarına kadar
önemli başka bir yerleşimin olmadığı, bölgedeki, geniş kırlık alanlarda ve
bahçelerde sebze ve meyveciliğin yanı sıra çiçekçilik yapılmaktaydı. Osmanlı
devletinin aynı yüzyıl içindeki Batılılaşma hareketleri, sadece saray ve
çevresinde değil, İstanbul’daki sosyal hayatın her alanın da etkisini
göstermiştir. Kuşkusuz saray ve sarayla ilişkili zevatın Topkapı Sarayı ve
çevresinden Beşiktaş’taki sahil sarayları ve çevresine taşınması, bu bölgelerin
giderek iskana açılarak gelişip genişlemesi ve çevreye uzanan yeni yolların
açılmasını da sağlamıştır.
Padişah Abdülmecit’in (1839-1861) tahta geçmesiyle ilan
edilen Tanzimat fermanında yabancılara özel mülk edinme hakkının verilmesi ve bu
gün Teşvikiye adıyla anılan bölgede iskanı “teşvik” etmesi, saraya yakın
varlıklı ve nüfuzlu kişilerce çevreye talebin artışını sağlamıştır. Bu dönemde
yaptırılan konaklardan pek azı günümüze ulaşabilmiştir. Bir başka yerleşim
bölgesi de, yine Padişah Abdülmecit döneminde İmparatorluğun toprak kaybı
sırasında, sınır bölgelerinde yaşayan, yurtlarını kaybederek, İstanbul’a sığınan
göçmenleri iskan etmek üzere, bu günkü Şişli semtinin Kuzey Doğusunda bulunan
arpa tarlaları ve dutluk bölgedir. Bu kırsal yerleşim bölgesine de padişahın
adıyla Mecidiyeköy adı verilmiştir. Bu arada 1862 de
Mektebi Harbiye, 1895 te Darülaceze, 1898 de Etfal Hastahanesi gibi kamusal
binaları, 1900 lerin başlarında kurulan Bomonti Bira Fabrikasını ve Matbaa-i
Osmaniye’nin kuruluşunu da görmekteyiz. Ancak büyük nüfusun Şişli bölgesine
kayma eğilimi 1870 de çıkan büyük Beyoğlu yangının da zarar gören yabancı
zenginlerin, azınlıkların, kagir bina talepleriyle yoğunlaşacak, atlı tramvay ve
daha sonrada elektrikli tramvayın Taksim’den Pangaltı ve Şişli’ye uzaması,
elektrik ve havagazı hatlarının döşenmesi bölgeyi İstanbul’un en cazip noktası
haline getirecektir. Şişli ve çevresi giderek, sadece zengin yabancıların,
nüfuzlu azınlıkların değil, Osmanlı paşaları’nın, Batı türü yaşam biçimini
benimsemiş yada özen duyan, seçkin ve aydınların mekanı olmuştur. Bölge o günün
koşulları içinde daha çağdaş daha modern bir yaşamın sürdürüldüğü bir ortama
dönüşmüştür. Tanzimat ilanından sonraki süreçteki “Meşrutiyet”li yılların
Hürriyet mücadeleleri ve 31 Mart Olayı da 1911 de açılan “Abide-i Hürriyet
Anıtıyla Şişli’de simgeleşecektir. Bu gün Şişli İlçesinin bir çok mahalle adı o
dönemde önemli görevlerde bulunmuş, bu mücadeleye katılmış Mahmut Şevket Paşa,
Halil Rıfat Paşa, İzzet Paşa, gibi paşaların adlarıyla anılmaktadır. Mustafa
Kemal’in Anadolu’da başlatılacak Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinin ilk karargahı
da Şişli olacaktır. Yine bu gün Şişlinin bir çok mahallesi 19 Mayıs, Cumhuriyet,
Ergenekon, Bozkurt, İnönü, Halide Edip Adıvar gibi o dönemi hatırlatan isimlerle
adlandırılmıştır.
1900 lü yılların başlarındaki karanlık günler, işgal yılları,
sürekli çıkan yangınlar ve güvenlik kaygıları, kagir ve birden fazla ailenin
ayrı bölümlerde olsa da, birlikte yaşayabildikleri, batı türü apartman olgusunu
da beraberinde getirecektir. Şişli’de bu apartmanların çoğalması ve giderek eski
ulaşım yollarının çevresinde bitişik nizama dönüşmesi, daha sonra şehrin
omurgasını oluşturacak ana caddelerin de oluşumunu sağlamıştır. Bu omurganın
çevresine hızla artan talep yeni konut alanlarını yeni mahalleleri
oluşturmuştur. 1950 li yıllarda başlayan göç dalgalarından büyük oranda Şişli de
payını aldı. Çevrede Çağlayan ve Gültepe gibi gecekondu mahalleleri oluştu.
Nüfusu hızla artan Şişli 1954 yılında Beyoğlu İlçesine bağlı bir bucak
durumundan, yeni bir idari düzenlemeyle ilçe yapıldı. 1960 lı yılların Şişlisine
Örnektepe, Kuştepe, Çeliktepe, Hürriyet adlarıyla yeni gecekondu mahalleleri
eklendi. O dönemde ilçe sınırları içinde yer alan Kağıthane yoğun bir sanayi
alanına dönüştü. Bomonti çevresinde de yeni imalathaneler kuruldu. Buna karşılık
Rumeli, Halaskargazi ve Cumhuriyet Caddeleri çevresin
de sıralanan apartmanların alt katlarında yer alan mağaza ve pasajlar
kentin en gözde ve canlı alışveriş merkezini oluşturmaktaydı. 1980 li yıllarda
hızla artan talep karşısında cadde üzerindeki apartmanların sadece alt
katlarının değil, giderek diğer katlarının da iş yeri yada mağazaların reyonları
biçimine dönüştüğü yıllar oldu. Bu gelişimden Mecidiyeköy, Gayrettepe semtleri,
Büyükdere ve Yıldızposta Caddeleri de etkilendi. 1987 Yılında Kağıthane’nin İlçe
olmasıyla Şişli İlçesi iki ayrı bölüme ayrıldı. İlçenin Kuzey bölümünde
ormanlar, askeri alanlar ve sanayi tesislerinin bulunduğu Ayazağa, Huzur ve
Maslak mahalleleri yer almaktadır. Eskiden Av köşkleri ve kasırların bulunduğu
bu bölgede bu gün özellikle Büyükdere Caddesi ve İstinye kavşağı ve çevresinde
Büyük Şirketlerin ve Finans kuruluşlarının yer aldığı kentin en yüksek prestij
binaları yükselmektedir.
Esprit Kilisesi: İstanbul’da papanın
temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau tarafından ünlü mimar Gaspard
Fossati’ye yaptırılan kilisenin inşaatı 1845’te başlamış, 1846’da ibadete
açılmıştır. İmkânsızlıklar nedeniyle pek sağlam yapılamayan ve sık sık meydana
gelen depremlerden ötürü zarar gören kilise 13 Haziran 1865’te tadilat görmüş ve
31 Aralık 1865 tarihinde ibadete açılmıştır. Katedralin cephesi Notre Dame de
Sion Kız Lisesi tarafından kapatılmış durumdadır. Monsenyör Hillereau tarafından
Saint Esprit kilisesi inşa ettirilirken, aynı zamanda rahibelerin ve Saint
Esprit inananlarının defni için bir yer altı mezarlığıda hazırlanmıştı. 1927’ye
kadar defin işlemi devam eden yeraltı mezarlığında, Sarayın meşhur müzizyeni
Giuseppe Donizetti’nin mezarı, kilisenin kurucusu Monsenyör Hillereau’nın ve
diğer ailelerin mezarı bulunmaktadır.
Notre Dame De Sıon Fransız Kız Lisesi:
İstanbul’da papanın temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau, 1844-1846
arasında St. Esprit Kilisesi’ni inşa ettirirken, kilisenin ön tarafında bir
papaz semineri açmak üzere binalar yaptırmıştır. Lazariste’ler eğitim işini
kendilerine meslek edinmiş olan Notre Dame de Sion rahibelerini kız okulu açmak
için Fransa’dan davet ederler ve 27 Kasım 1856 yılında Notre Dame de Sion
rahibeleri okulda eğitim vermeye başlarlar. Okul kısa zamanda gelişerek, Katolik
Ermeni, Ortodoks Bulgar, Ortodoks Rum, Gregoryan Ermeni ve Yahudi öğrencilerinin
arasına 20. yüzyılın başlarında Müslüman öğrencileri de katarak, İstanbul’un her
dil ve mezhepten köklü ve zengin azınlık ailelerinin de rağbet ettikleri bir
eğitim kurumu olur. Zamanla eğitim kadrosu ve manastır okulu havası bütünüyle
değişmiş ve günümüzde İstanbul’un seçkin bir kız lisesi olarak diğer liseler
arasındaki yerini almıştır.
Divan Oteli: Cumhuriyet Caddesi ile
Askerocağı Caddesinin kesiştiği köşede inşaatına 1955’te başlanmış Eylül 1958’de
hizmete açılmıştır. 140 yataklı Divan Oteli’nin pastanesi otelden daha ünlüdür.
Devamlı müşterileriyle kuruluşundan itibaren isim yapmış olan pastane,
İstanbul’un en beğenilen pastanelerinden biri olduğu gibi ‘cafe’ olarakta gerek
havası gerek mevkii nedeniyle ilgi çeker. Otel’in önündeki anıt, Heykeltraş
İlhan Koman tarafından yapılmıştır.
Su Terazisi: İşlevi uzak yerlerden künkler
içinde gelen suların, daha alçak yerlerden uzakta, aynı yükseklikteki yerlere
ulaşabilmesini sağlamak ve basıncı çok olan suyun basıncınıda azaltarak
boruların patlamasını önlemek olan su terazisi, çoğunlukla kare kesitli,
yukarıya doğru incelen kule şeklinde inşa edilirdi. Eski su yolu haritalarında
isale hattı ve şebeke üzerinde çok sayıda suterazisi yapılmış olduğu
görülmektedir. Osmanlı su terazileri Roma suterazilerinin çok daha gelişmiş
şeklidir. İstanbul’da suterazilerinin çoğu yıkılmış veya ortadan kalkmıştır. En
sağlam durumda 2 terazi kalmıştır. Yarı kırık kalmış olanlardan biri Divan Oteli
yanındadır.
Radyoevi: 6 Mayıs 1927’de İlk programlı
radyo yayınına başlamış olan İstanbul Radyosunun, elverişli stüdyo ihtiyacını
karşılamak için 1945’te açılan proje yarışması sonucunda Doğan Erginbaş, Ömer
Güney ve İsmail Utkular’ın ortak projesinin seçilmesiyle, Kasım 1945’te
temelleri atılarak, uygulanmaya başlanmış olan, bügün de İstanbul Radyoevi
olarak kullanılan Harbiye’deki 4 katlı bina, 19 Kasım 1949 günü, dönemin
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün açış konuşmasıyla hizmete girmiş ve İstanbul
Radyosu elverişli stüdyo koşullarına kavuşarak hizmet vermeye başlamıştır.
Hilton Oteli: Elmadağ-Harbiye arasında yer
alan, Türkiye’nin ve İstanbul’un 1955’te açılan ilk 5 yıldızlı otelidir. Hilton
Oteli, 1952’de tanınmış Amerikalı mimarlar, Skidmore, Owings ve Merill
tarafından tasarlanmıştır. SOM Gurubu olarak bilinen bu mimarların yerel
danışmanı Sedat Hakkı Eldem’di. Cumhuriyet dönemi mimarlığında II. Milli Mimari
Dönem’in kapanışını örnekleyen yapılar arasında yer alan Hilton Oteli’nin
projesine Sedat Hakkı Eldem’in katkısı olmuştur. SOM Grubu’nun Türkiye’deki
partneri olan Sedat Hakkı Eldem’in Hilton Oteli ile ilgili çalışmaları yıllar
sonrada sürmüştür. 21x100m boyutunda bir dikdörtgenler prizması biçimindeki
Hilton Oteli, döneminde yapım kalitesi, yalın geometrisi, yüzeylerinin sadeliği,
yapıldığı yıllardaki abartısız dekorasyonu ve işlevsel öncelikleri ile
Türkiye’de Uluslararası Üslup’un karakteristliği olarak algılanmış ve
uluslararası otel zincirlerinin işletmecilik kurallarınında tanıtıcısı olmuştur.
Askeri Müze: Cumhuriyet Caddesi üzerinde,
Bugün 54.000 m²lik bir alan üzerinde kurulu 18.600 m² lik binasıyla bir yapılar
kompleksi olan geniş bir alana yayılan Mekteb-i Harbiye binası, Osmanlı
devleti’ne subay yetiştirmek amacıyla kurulmuş ve 1862’de inşa edilmiştir. II.
Abdülhamid tarafından yaptırılan okul binası, 1936’ya kadar okul, 1964’e kadar
Kolordu Karargâhı olarak kullanılmıştır. Binanın güney bölümü Harbiye Orduevi
inşa edilene kadar orduevi olarak hizmet vermiştir. 1964’te asıl binanın askeri
müze olarak kullanımına karar verilmiş ve 1966’da restorasyonuna Mimar Prof. Dr.
Nezih Eldem tarafından başlanarak, 1991’de bitirilmiştir. Başlangıcından bugüne
kadar yapıda işlevsel ve mekânsal değişiklikler meydana gelmiş ve bina okuldan
müzeye çevrilene kadar gerek iç, gerekse dış görünümü itibariyle bir çok
değişiklik geçirmiştir.
Bulgar Eksarhhanesi: Halaskârgazi ve Abide-i
Hürriyet Caddeleri arasında uzanan geniş bir bahçe içinde yer alan yapı, 19.
yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. Eksarh I. Jozif tarafından yaptırılan yapı
dört katlı, Eklektik (seçmeci) üslupta ve ahşap karkas olarak inşa edilmişdir.
Yapı 1989’da tamir ve tadilat geçirmiştir. Eksarh, Bulgar Ortodoks Kilisesi’nde
cemaatin başında bulunan önder yada başkan demektir.
Atatürk Müzesi: Mustafa Kemal, I. Dünya
Savaşı’nın sona ermesi üzerine 13 Kasım 1918 günü İstanbul’a gelerek Şişli’de,
Samsun’a hareket ettiği 16 Mayıs 1919’a kadar ailesiyle birlikte oturduğu
bugünkü Halaskârgazi Caddesi’nde Osep Kasabyan’ın 1908 yapımı 3 katlı evini
kiraladı. İstanbul’un düşman işgali altında bulunduğu günlerde arkadaşlarıyla
sık sık toplandığı bu ev, Mustafa Kemal’in Ankara’ya yerleşmesiyle 1924’te eski
valilerden Erzurum millet vekili Tahsin Uzer tarafından satın alındı. Bu tarihte
Atatürk’ün 1919’da bu binada oturduğunu gösteren tabela konuldu. İstanbul
Belediyesi binayı 1928’de tahsin Uzer’den satın aldı ve Atatürk’le ilgili eşya,
tarihi belge ve hatıraları bu binada toplamaya başladı. Bina 1942’de Vali ve
Belediye başkanı Lütfi Kırdar döneminde müzeye dönüştürüldü ve Atatürk İnkılabı
Müzesi olarak 15 Haziran 1942’de ziyarete açıldı.1960 askeri yönetimi sırasında
Belediye Başkanı Refik Tulga’nın girişimiyle binada onarım yapıldı. 9 Ocak
1962’de kısmi bir yangın geçiren müze Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü
yaklaşırken yeniden büyük çaplı bir onarım gördü. Bina kapı tokmaklarından
camlara kadar 1910’lu yılların üslubuna uygun olarak onarıldı. 19 mayıs 1981’de
Atatürk Müzesi olarak yeniden açıldı. Müzede Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar
yaşamına ait fotoğraflar, elbiseleri ve kullandığı eşyalar, Atatürk ve
inkılaplarla ilgili belgeler, Milli mücadele ve Atatürk tabloları yer
almaktadır.
Şişli Camii: Halaskargazi ve Abide-i
Hürriyet Caddeleri arasında kalan ada üzerinde, etrafı duvarlarla çevrili, biri
mihrap yönünde, diğerleri ise iki yanda olmak üzere toplam üç kapıyla girilen
avlu ortasında yer almaktadır.Yapımına haziran 1945’te başlanan cami, 1949’da
ibadete açılmıştır. Tamamen klasik Osmanlı mimari
si tarzında inşa edilen Şişli Caminin Mimarı, o dönemde Vakıflar başmimarı olan
Mimar Vasfi Egeli’dir.
Uğur Mumcu Anıtı: 1996’da Cumhuriyetçi Halk
partisi, Şişli İlçe başkanlığı ve dönemin Beşiktaş Belediye Başkanı Ayfer Atay
tarafından yaptırılmıştır. Üç yüzlü kaide üzerinde Üç yöne bakan bronz Uğur
Mumcu’nun bir yüzünde karakteristik şapkalı büstü diğer yüzünde ise Ugur
Mumcu’nun değişik portre büstleri vardır. Tasarım Mimar Erhan İşözen, büstler
Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından yapılmıştır. Kaidenin üç yüzünde
Uğur Mumcu’nun ünlü sesleniş yazısı vardır.
Orduevi: İstanbul’da Subay ve astsubaylara
ait sekiz orduevinin en büyüğü Harbiye’deki Harbiye Orduevidir. İnşaası 1981’de
tamamlanan orduevi daha önce eski Mekteb-i Harbiye binasının bir bölümünde
hizmet vermekteydi. Otel kısmı ve sunduğu sosyal aktivitelerle Türkiye’nin en
büyük ordu evidir.
Pangaltı Ermeni Lisesi: Önündeki yapılardan
dolayı günümüzde içerde kalmış olan Harbiye’de Cumhuriyet Caddesi’ne açılan,
Zafer ve Süleyman Nazif Sokakları arasında bulunan okul Mıhitarist Manastırı
Rahipleri tarafından kurulmuş olduğundan ermeniler arasında ‘Mıhitarist Lisesi’
olarak bilinir. İlk kez Kandilli’de yaz okulu olarak açılan okul, 1825’de
Beyoğlu’na taşınmıştır. 1839 Beyoğlu büyük yangınında tümüyle yanan ve 1847’de
Yenimahalle’ye taşınan okul, sürekli yaşadığı bina sorununa, 1866’da yukarı
Pangaltı’da Kalpakçıyanlar’a ait olan geniş araziyi üzerinde bulunan binasıyla
satın alarak çözüm bulur. Oldukça geniş olan arazi üzerine, okul, manastır ve
şapel dışında, kira getirmesi amacıyla 1890’da sokak boyunca dükkanlar yapılmış,
eskimiş olan okul binası yenilenip geliştirilmiştir.
Etfal Hastanesi: Halaskargazi Caddesine açılan, Küçükbahçe ve
Dr. Şevket Bey Sokakları içinde yer alan Etfal Hastanesi, II. Abdülhamid
tarafından, henüz 8 aylıkken ölen kızı Hatice Sultan’ın anısına yaptırılmış olan
ilk çocuk hastanesidir. 1898 yılında inşaatına başlanmış olan hastanenin mimarı
Franz Niebermann’dır. 1899’da ‘Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi’ adıyla hasta
kabulüne başlayan hastane, II. Meşrutiyet’e kadar en parlak dönemini yaşamış
ancak 1908’den sonra II. Abdülhamid’e duyulan tepkiler sonucunda kaderine terk
edilerek, önce Maliye Nezareti’ne devredilmiş, Nezaret de Şehremaneti’ne
vermiştir. 1909’da belediyeye ait diğer sağlık kurumları ile birlikte Müessese-i
Hayriye-i Sıhhiye Müdiriyeti’ne bağlanmıştır. Hastane Cumhuriyet’in kurulmasıyla
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlanmıştır. Zaman zaman yapılan onarım ve
ilavelerle büyüyen hastaneye 1976’da yeni binalar eklenmiştir. Şişli Çocuk
Hastanesi, İstanbul Çocuk Hastanesi adlarını alan kuruluş günümüzde 1050 yataklı
ve tam teşekküllü bir hastanedir ve Şişli Etfal Hastenesi adını taşımaktadır.
Etfal Hastanesi Saat Kulesi Ve Mescidi: II.
Abdülhamid tarafından 1899’da yaptırılan Hamidiye Etfal Hastanesi’nin bahçesinde
bulunan saat kulesi ve mescid, İtalyan mimar R.d’Aronco’nun projesine göre
1907’de inşa edilmiştir. Yapının uygulamasında R.d’Aronco’nun projesinin
kullanıldığı ancak uygulamanın büyük olasılıkla İtalyan mimar Felix Pelinli ve
mühendishane-i Hümayun hocalarından Mahmud Şükrü Bey’in katkılarıyla yapıldığı
söylenebilir. Yapıt zeminde 10x13m boyutunda dikdörtgen bir plana sahiptir.
0,70x0,70m ölçüsünde dört çift ayak tarafından taşınan düz atkılı bir örtüsü ve
kiremit kaplı bir çatısı vardır. Yapıda biri saat kulesine diğeri mescid
bölümüne ait olmak üzere iki giriş vardır. Yaklaşık 20m yüksekliğindeki saat
kulesi, kare planlıdır. Kırmızı tuğla ve beyaz mermerin kullanıldığı bir cephe
düzenlemesine sahip olan kulenin gövdesi, dört kenarını çevreleyen bir
balkon-şerefe ile bitirilmiştir. Kulenin kemer alnının içine saat
yerleştirilmiştir. Saatin hem alaturka hemde alafranga saati gösterdiği
‘porcelaine diaphane’dan yapıldığı, rakamların porselen üzerine siyahla boyanmış
olduğu ve geceleri aydınlatıldığı dönemin yayınlarında anlatılmaktadır.
Günümüzde yapının mescid kısmı değiştirilerek hemşire yemekhanesi olarak
düzenlenmiştir.
Vatikan Elçiliği Binası: Halaskargazi
Caddesine açılan, Ölçek Sokak’ta (Papa Roncalli sk.) yer alan Vatikan Elçiliği
Binası, Monsenyör Hillereau’nun Saint Esprit Kilisesi’nin inşaatı sırasında
Papa’nın gayri resmi temsilciliğini de aynı semtte kurmaya karar vermesiyle,
yeşil tepeleriyle mesire yeri olan, merkezden uzak bu bölede 1849 yılında inşa
edilmiştir. Taş bina 1870’den itibaren papalığın gayri resmi temsilcilik
heyetinin merkezi haline gelmiş ve bu 1960’da Vatikan ve Türkiye’nin karşılıklı
olarak resmi diplomatik temsilcilikler kurmaya karar vermelerine kadar
sürmüştür. Yapı 1935-44 yıllarında Türkiye’de papalığı temsil eden Monsenyör
Roncalli’nin (Papa XXIII.Jean) çabalarıyla restore edilmiş ve yeni bir kanat
eklenerek büyütülmüştür
Teşvikiye Camii: 1794-1795 yıllarında III.
Selim tarafından yaptırılan camii harap olduğu için, aynı yere 1854 yılında
Sultan Abdülmecid tarafından Teşvikiye Camisi yaptırılmıştır. Camii 13x12m
boyutunda bir harim bölümü ile birlikte yaklaşık 24x25m boyutunda, zemin katının
bir kısmı son cemaat yeri olarak ayrılmış bir hünkar mahfilinden oluşmaktadır.
Giriş aksı yüksek kolonların oluşturduğu bir portik olarak düzenlenmiştir.
Portik bölümünde saçak kornijinin üstünde yükseltilmiş olan parapet, onun
üzerine yerleştirilmiş kitabe panoların ve bu panoların arasındaki kemerin
içinde bulunan tuğralı, bayraklı arma, 19.yüzyılın ikinci yarısının remi
üslübunun çizgilerini çağrıştırmaktadır.Harim bölümü, yaklaşık 7m yüksekliğinde
bir alt yapı üzerine sekiz dilimli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin alt yapısı
tamamen kagir olmasına rağmen, kubbesi ahşaptır.
Nişantaşları: İstanbul’un çeşitli
yörelerinde bugüne kadar pek azı korunabilmiş olan nişantaşlarının çoğunluğu
ilçemiz sınırları içindedir. Günümüze kadar gelebilmiş nişan taşlarının
bulunduğu yöreler; Niaşataşı, Teşvikiye ve Okmeydanı’ndadır. 1270/1853-54’te
Teşvikiye Camii Abdülmecid tarafından yenilendikten sonra yörede yerleşme
başlamıştır. Abdülmecid’in burada bir yerleşim oluşturma amacını dile getirdiği
iki taştan biri Teşvikiye Caddesi’nde bugün Harbiye Karakolu olan eski Nişantaşı
Karakolu yanındaki boşlukta, diğeri Teşvikiye Caddesi, Rumeli Caddesi ve
Valikonağı Caddesi’nin kesiştiği kavşakta bulunmaktadır. Aynı tarza yapılmış her
iki taşın üstünde ‘Eser-i Avatıf-ı Mecidiye Mahelle-i Cedide-i Teşvikiye’ (Abdülmecid’in
karşılıksız iyilikseverliğinin eseri olan yeni Teşvikiye mahallesi) ibaresi yer
alır. Teşvikiye Camii’nin avlusunda 1205 tarihli ve III. Selim’e ait olan,
diğeri 1226-1811 tarihli ve II.Mahmut’a ait 2 nişantaşı bulunmaktadır. 1226-1811
tarihli bir başka Nişantaşı ise Topağacı’nda Nişantaşı Ihlamur yolunda bir
apartmanın ön bahçesinde varlığını korumaktadır.
Bomonti Bira Fabrikası: Adını İstanbul’un
en eski semtlerinden birine vermiş olan Bomonti Bira Fabrikası, ülkemizde modern
bira üretim tekniği ile imalata başlamış olan ilk bira üretim tesisidir.
İsviçreli Bomonti kardeşler 1890 yılında Feriköy’de bir bira üretim tesisi
kurmuşlar, burada üst fermentasyonla bira üretimine başlamışlardı. 1902 yılında
işletmelerini bu gün İstanbul Tekel Bira Fabrikası, eski adıyla Bomonti Bira
Fabrikasının bulunduğu yere naklettiler. 1912’de Bomonti ve rakipleri olan
Nektar Şirketleri birleşerek Bomonti-Nektar Birleşik Bira Fabrikaları şirketini
kurdular. 1938 yılından itibaren bu işletme Tekel idaresine intikal etti.
Bomonti Bira Fabrikası ana binasına zaman içinde yeni üniteler eklenmiştir.
Eklenen bu ünitelerle fabrika bugün 40 dönümlük bir arazi üzerinde yer
almaktadır. Bu üniteleriden biri olan Bomonti Bira Bahçesi 1930’lu yıllarda
İstanbulluların hizmetine açılmış, bu hizmeti 1950’li yıllara kadar
sürdürmüştür.
Şişli Kaymakamlığı: 1890’larda resmi hizmete
mahsus olmak üzere yaptırılan bina, dönemin baş katiplerine lojman olarak tahsis
edilmiştir. İlk olarak Sultan II. Abdülhamid döneminde uygulanan ve Selçuklu
mimari geleneğinden esinlenen bir mimari akımın ilk temsilcilerindendir.
Cumhuriyet’in ilanından sonra hastane, bir sürede okul olarak kullanılan bina,
son olarak Şişli Kaymakamlığı haline getirilmiş ve aynı işlevi sürdürmektedir.
Subasman üzerine 3 kat olarak
inşa edilen binanın dışı kagir, iç aksamı ise ahşaptır.
Ihlamur Kasrı: 1849-1855 yıllarında,
Abdülmecid tarafından dinlenme yeri olarak kullanılmak üzere, Nüzhetiye adı
verilen ve Beşiktaş ile Nişantaşı arasındaki vadide yer alan mesireye Merasim
Köşkü ve Maiyet Köşkü olarak adlandırılan iki kasır yaptırılmıştır. Bunlardan
Merasim Köşkü asıl Ihlamur Kasrıdır. Yüksek bir subasman üzerine tek kattan
oluşan dikdörtgen planlı köşk, kesme taştan yapılmıştır. Abartılı cephe
bezemeleri, girlantlar, istiridye kabukları, vazolar, salkımlar ve sütunçelerden
oluşur. Giriş cephesindeki iki kollu merdiven ve balkon dikkat çekicidir. Dış
cephenin tersine, yapının içi oldukça sadedir. 1951 yılında İstanbul
Belediyesine verilen ve bu dönemde ziyarete açılan köşk, daha sonraki yıllarda
T.B.M.M. Milli Saraylar Başkanlığına devredilmiştir.
Darülaceze Binası: 1892-1896 yıllarında,
Halil Rıfat Paşa tarafından, kimsesiz, evsiz, hasta ve sakat yaşlı, genç ve
çocukların bakılması, çalışabilecek durumda olanların çalışarak
geçinebilmelerini sağlayabilmeleri amacıyla yaptırılmış bakım evidir. Binanın
mimarı Mimar Yanko Bey, uygulayıcısı ise Vasilaki Efendidir. 277x120m boyutunda
büyük bir dikdörtgen arsa üzerine kurulmuş yapılar topluluğudur. Arsanın uzun
kenarları doğrultusunda karşılıklı yerleştirilen birbirinin aynı biçim ve boyuta
sahip sekiz yapı, dörtlü bir dizi oluşturur. Bu yapıların arasındaki geniş
mekan, ortak kullanımlı bir bahçe işlevi görür ve batı ucunda bir cami, doğu
ucunda ise bir kilise ve havra ile sınırlanır. Cami, küçük ama kendine özgü bir
plan şeması olan ilginç bir yapıdır. Kilise ve havra ise beşik tonozlu sade
yapılardır. Girişteki merkez binanın ana giriş cephesi ve bütün iç hacimleri
neoottoman üsluplu bezemelerle işlenmiştir. Günümüzde İstanbul Büyükşehir
Belediyesine ait, kimsesiz, sakat ve yaşlılara hizmet veren C tipi hastane
olarak kullanılmaktadır.
Abide-İ Hürriyet Anıtı: Anıt Şişli’nin en
yüksek tepesi olan (130 rakım) kuzeybatı kesiminde birinci çevreyolu ile Şişli-
Kağıthane Caddesi arasında kalır. II. Mehmet’in İstanbul’u kuşatması sırasında
otağını kurduğu yerlerden biri olduğu sanılmaktadır. Anıt, yakın tarihimizde 31
Mart Vakası olarak bilinen Meşrutiyet karşıtı ayaklanmanın bastırılması
sırasında şehit olanların anısına yaptırılmıştır. Yapımına 1909’da başlanmış
1911’de bitirilmiştir. I. Ulusal Mimarlık üslubunun tanınmış mimarlarından
Muzaffer Bey’e aittir. Anıt havaya atış yapan bir top şeklindedir. Örme taştan
yapılan bu anıtın alt zemininde şehit olan askerler gömülüdür. Ayrıca Sadrazam
ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa Türbesi ile Mithad Paşa’nın ve Talat
Paşa’nın mezarları da anıt çevresindedir.
Maçka Çeşmesi: Çeşme 1901 yılında II.
Abdülhamid tarafından mimar Raimondo D’aranco’ya yaptırılmıştır. 1957 yılında ki
yol genişletme çalışmaları sırasında asıl yeri olan Tophane’deki Nusretiye
Camisi önünden sökülerek bu günkü yerine, İTÜ Maden Fakültesi’nin karşısındaki
Maçka Demokrasi Parkı’nın girişine taşınmıştır. Tamamı mermerden inşa edilmiş
olan dört yüzlü, ufak boyutlu bir meydan çeşmesidir. Cephelerinden karşılıklı
ikisi dar, diğer ikisi geniştir. Üzerinde kagir, kenarları dilimli, iki
kademeli, kurşun kaplı geniş bir saçak vardır. Köşelerde, beyzi madalyonlu
kaideler üzerinde yükselen, üst kesiminde düşey yivli bileziklerle donatılmış ve
perde motifli başlıklarla sonuçlanan ince başlıklı sütunlar yükselir. Sütun
kaidelerin hizasında bulunan yalaklar geniş ve dar cephelerde farklı tasarımlar
gösterir. Cephelerin üst kısmında, sütun başlıklarının hizasına kabartmalı
plastırlar, plastırların arasında kalan yüzeylere de kitabenin birer beyiti
yerleştirilmiştir. Manzum metni Ahmet Talat’a ait olan kitabe hattat Sami
Efendi’nin imzasını taşır.
Halaskargazi Caddesi No: 208: Yapım tarihi
bilinmeyen binanın ilk sahibi Şahbozyan adında bir Ermenidir. 1950’li yıllarda
İran asıllı Azrak ailesine geçmiştir.