Müslümanların içinde topluca ibadet ettikleri mekanlar olan camiler,
günümüzdekinden farklı olarak tarihte ibadethane vasfının yanı sıra sosyal ve
eğitsel birçok işleve de sahip olmuşlardır. İnsanların biraraya gelip
kaynaştığı, toplumsal sorunlann konuşulup tartışıldığı, din adamlarının hutbe,
vaaz ve cami derslerinin takip edildiği yerler olagelen camilerin, İslam kent
hayatında her zaman çok merkezi bir konumları vardır.
İslamiyet’te cami yapmak teşvik edildiği ve övüldüğü için kentler camilerle
donatılmıştır. Bir İslam kent silüetinin en önemli öğesi, camiler ve onların.
göklere yükselen minareleridir. Bu camiler devlet yöneticileri, hayırsever
zenginler veya halk tarafından yaptınlmıştır.
Külliye ise, bir cami ve etrafında kümelenen eğitim (medrese, kütüphane,
sıbyan mektebi), sağlık (şifahane, bimarhane) kuruluşlarının yanı sıra
insanların su ihtiyacını karşılayan çeşme ve sebil, yoksulların barındığı
tabhane, hamam, muhtaçlara bedava yemek dağıtılan aşhane, imaret ve darüzziyafe
ile bu yapılar topluluğuna gelir temin ederı arasta ve han; ayrıca buraya
gömülen kimselerin türbe ve mezarları ile ezan vakitleri ve kıblenin yönünü
belirleyen muvakkithaneden oluşan bir kompleksi ifade eder.
Fakat, bir külliyede bu yapıların tamamının bulunması zorunlu değildir. Bu
açıdan İstanbul'daki külliyeler incelendiğinde Fatih, Bayezid, Şehzade,
Süleymaniye ve Sultan Ahmed gibi padişahlar tarafından yaptırılan büyük
külliyelerin yukarıda sıralanan yapıların bir çoğunu bünyesinde bulundurduğunu
ve bu külliyelerin bütün kent halkının ihtiyaçlarına hitap ettiklerini
görüyoruz. Bunların yanında sadece birkaç mahallenin ihtiyaçlarını karşılamaya
yönelik ve külliyedeki unsurlardan bir kısmına sahip daha küçük külliyeler de
vardır.
Osmanlı Devletinin diğer birkaç şehrindeki küçük istisnalar hariç tutulacak
olursa külliyeler İstanbul'a özgü yapı kompleksleridir ve İstanbul'da hem
şehircilik anlayışının hem de şehir hayatının en önemli öğesi olmuşlardır.
Özellikle büyük külliyeler, Bizans döneminde de şehrin en önemli kısımlan olan
alanlara inşa edilmiş; kent bu külliyelerin etrafında gelişmiş, şehir hayatı bu
külliyeler civarında sürmüş ve kentin görünümünü bu külliyeler
şekillendirmiştir.
AHİ ÇELEBİ CAMİİ
Eminönü'nde,
Haliç kıyısında, İstanbul Ticaret Odası'nın yanındadır. İnşa tarihi ve mimari
tam olarak bilinemeyen cami, 1500'lerin başlarında Fatih Darüşşifası'nda
başhekimlik yapan Ahi Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde harap durumda
bulunan ve mimari açıdan pek fazla bir özelliği olmıayanı cami, Evliya
Çelebi'nin ünlü rüyasını gördüğü cami olması hasebiyle İstanbul folklorunda
önemli bir yer tutar.
ARAP CAMİİ
Galata'da,
Tersane Caddesi, Galata Mahkemesi Sokağı'ndadır. Haliç'in Galata yakasındaki en
büyük camidir.
Bu caminin İstanbul'u kuşatan Araplar tarafından yaptırıldığına dair bir
efsane vardır. Ama bu tarihsel verilerle çatışmaktadır. Aslında İstanbul
fethedildiğinde burada bir kilise vardır. Bu kilise Fatih Sultan Mehmed
tarafından Galata Camii adıyla 1475 yılında camiye.dönüştürülmüştür. 1492'de
Endülüs'ten göçeden Araplar bu cami etrafına yerleştirildikten sonra Arap Camii
ismini almıştır. Dönem dönem tamirat görmüş ve bazı değişikliklere uğramıştır.
1913 yılında yapılan tamirat sırasında zeminden çıkan Cenevizlilere ait kitabeli
ve armalı mezar taşları Arkeoloji Müzesine taşinmıştır.
Cami dikdörtgen planlı ve gotik tarzda bir yapıdır. Kiliseye ait çan kulesi
de minareye dönüştürülmüştür. Bu minare Endülüs'teki minarelere çok
benzemektedir.
ATİK ALİ PAŞA KÜLLİYESİ
Çemberlitaş'da, Yeniçeriler Caddesi üstünde bulunmaktadır ve İIstanbul'daki
en eski Osmanlı eserlerinden biridir. 1496 yılında Osmanlı Sadrazamı Hadım Atik
Ali Paşa tarafından yaptınlmıştır. Şu an cami, medrese ve türbesi bulunan
külliyenin imaret, kervansaray ve tekkesi günümüze kadar ulaşmamıştır.
Sedefçiler Camii , Eski Ali Paşa Camii, Çemberlitaş Camii , Dikilitaş Camii,
Vezirhanı Camii, Sandıkçılar Camii adlarıyla da ,anılan Atik Ali Paşa Camii
kesme küfeki taştan yapılmıştır ve ters T
planlıdır. 24 m. yüksekliğindeki 12.50 m. çaplı büyük kubbenin eteğinde 16
pencere yer alır. Kubbe dört fil ayağına oturur. Bu kubbeyi küçük dört kubbe ile
mihrab tarafından büyük bir yarım kubbe destekler. Mihrab ve minberi beyaz
mermerdendir.
cemaat yeri 5 kubbelidir. Sağda tek şerafeli bir minaresi vardır.
Haziresinde kime ait olduğu bilinmeyen bir türbe ve XVII. yüzyıla ait
mermerden mezarlar bulunmaktadır. Medrese ise caminin karşısında yer almaktadır.
AYASOFYA KÜLLİYESİ
Sultanahmet
semtinde, Sultan Ahmed Camii’nin karşısında yer alır. Dünya mimarlık tarihinin
en önemli eserleri arasında sayılan bu eser, aslında bir kilise olarak inşa
edilmiştir. İnşasına Bizans İmparatoru I. Konstantin zamanında başlandı, fakat
ancak 360 yılında, II. Konstantin'in imparatorluğu döneminde tamamlanabildi. Bu
ilk Ayasofya çıkan bir isyanda kısmen yandı. II. Theodosios tarafından
onarılarak 415 yılında yeniden ibadete açıldı. Ama 532'deki ayaklanma sırasında
bu kez, tamamen yandı. Olaylar sona erince İmparator Jüstinyen, buraya muhteşem
bir mabed yapmaya karar verdi ve Batı Anadolu'lu iki mimar-mühendis olan
İsidoros ve Anthemios'u görevlendirdi. Yapım için bütün Akdeniz ülkelerinden
malzemeler getirildi; Anadolu'daki, Artemis Tapınağı da dahil olmak üzere, bazı
pagan tapınaklarının sütunları sökülerek Ayasofya'da kullanıldı. İnşası beş
yılda tamamlandı ve Ayasofya 537 yılında yeniden ibadete açıldı. Günümüze kadar
ulaşan yapı, Jüstinyen'in yaptırmış olduğu bu kilisedir.
Ayasofya o tarihten günümüze kadar zaman zaman tahribata uğradı, yeniden
tamir edildi ve eklentiler yapıldı. Ama özelliğini hiçbir zaman yitirmedi.
Ayasofya, en kötü günlerini Latin istilası döneminde yaşadı; yağmalandı,
harap edildi, birçok değerli eşyası alınarak Avrupa'daki kiliselere götürüldü.
1261'de şehir tekrar Bizans'ın eline geçtiğinde, Ayasofya oldukça tahrip
edilmişti. Çok kısıtlı imkanlarla Ayasofya ihya edilmeye çalışıldı. Ama 1344
depreminde yeniden çok zarar görecek, hatta kubbenin bir bölümü de dahil olmak
üzere, bazı kısımları çökecektir. Bu sırada gittikçe fakirleşen Bizans,
Ayasofya'yı hemen tamir ettiremeyecek; Ayasofya bir müddet kapalı kalacaktır.
Daha sonra toplanan özel vergi ve bağışlarla 1354'te yeniden tamir edilecektir.
Bütün
bunlara rağmen Ayasofya, Latin istilasından İstanbul'un fethine kadar.eski
ihtişamlı günlerine bir daha geri dönememiştir. Şehir fethedildikten sonra Fatih
Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya’ya gidecektir. Ama Ayasofya çok haraptır. Bu
harap ama muazzam mabed, aynı gün kiliseden camiye dönüştürülecek ve böylece
Ayasofya için yeni bir dönem başlayacaktır.
Camiye dönüştürüldügü günden itibaren Ayasofya, özellikle Osmanlı sınırları
içerisinde yaşayan Müslümanlar için çok büyük bir öneme sahip olacak, yüzyıllar
boyunca hatırlatan bir sembol olarak bu önemini devam ettirecektir.
Fatih, Cami'ye gelir sağlayacak birçok mülk vakfetmiş, bir mihrap, minare ve
medrese yaptırmıştır. Ayasofya fetihten sonra sürekli özen gören bir camii olmuş
ve yapılan eklerle muazzam bir külliyeye dönüşmüştür.
Sultan II. Bayezid tarafından bir, Sultan II. Selim tarafından iki minare
daha eklenmiş, Sultan I. Mahmud tarafından ise 1739-1740 yıllarında sanat
şahaserleri olan şadırvan, sıbyan mektebi, aşhane-imaret, kütüpharie ve yeııi
bir hünkar mahfili ile mihrap inşa edilmiştir. Ayrıca dalııı önce sadece yüz
kısımları sıvayla kapatılmış bulunan mozaikler de, bu tamirat ve ekler esnasında
tamamen sıvayla örtülmüştür. Ayasofya aynı zamanda birçok padişahın gömüldügü
bir külliye olmuştur. Sultan II. Selim, Sultan III. Murad, Sultan III. Mehmed,
Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim ile bazı hanedan mensuplarının türbeleri
Ayasofya Külliyesi'ndedir.
Cumhuriyet'ten sonra, savaş yıllannda bakımsız kalan Ayasofya bazı küçük
tamiratlar gördü. 1932 yılında, Türk Hükümeti'nden izin alan A.B.D. li bilim
adamları mozaikleri ortaya çıkarmak üzere çalışmalar başlattılar. Bu çalışmalar
devam ederken herhangi yazılı bir karara dayalı olmaksızın Ayasofya 1934 yılında
müzeye dönüştürüldü ve 1935 yılında müze olarak ziyarete açıldı. Şu anda da müze
olarak kullanılmaktadır. Caminin sonsuz kozmosu temsıl ettiğine inanılan geniş
kubbesi çok etkileyicidir. Hele bu kubbenin 530'lu
yıllarda yapılabilmiş olması, Ayasofya'yı daha da önemli hale getirmektedir.
İçinde bulunan mozaikler uğramış oldukları tahribata rağmen, hala dünyadaki en
değerli mozaikler arasındadır. Ayrıca Osmanlılarca Ayasofya'ya yapılan
eklemeler, onun orjinalliğini bozmamış aksine daha da güzelleştirmiştir. Camii
içerisinde yer alan 7.5 metre çapındaki hatlar, bir dantel görünümündeki taş
işlemeciliği ve çiniler paha biçilmez değerdedir. Külliyeyi oluşturan sıbyan
mektebi, türbeler, sebiller ile şadırvan da mimari açıdan çok önemlidirler.
AYAZMA CAMİİ
Üsküdar'da, Salacak'la Şemsipaşa semtleri arasında, Kızkulesi'nin karşısında
ve Marmara'ya hakim bir tepe üzerindedir. 1760-1761 yıllannda Sultan III.
Mustafa tarafından annesi Mihrişah Emine Sultan ile kardeşi Şehzade Süleyman
adlanna yaptınlmıştır. Mimar Mehmed Tahir Ağa'nın eseridir. Caminin yerinde daha
evvelce Ayazma Sarayı ve Bahçesi olduğundan bu ismi almıştır.
Avrupa sanat usluplarının etkisinde yapılmış camilerdendir. Üç kapılı avludan
camiye merdivenle çıkılır. Minaresi tek şerefelidir. 20 penceresi olan merkez
kubbe dört fil ayağına dayanmaktadır. Tabanı mermerlerle döşenmiştir. 86 adet
penceresi vardır. Minberi oymalı renkli mermerden, mihrabın içi kırmızı
somakidendir. Binanın doğusundaki hünkar mahfilinin duvarlarında İtalyan
çinileri yer almıştır. Cami içinde Hattat Seyyid Abdullah ve Hattat Seyyid
Mustafa'nın yazılan vardır.
Haziresinde birçok mezar bulunmaktadır. Sol köşedeki çeşme Şair Zihni'nin
kitabesi ile süslüdür.
BAYEZID KÜLLİYESİ
Beyazıt
semtinde, Beyazıt Meydanı'na dağınık bir şekilde yayılmış haldedir. Sultan II.
Bayezid tarafından yaptırılmıştır. İnşasına 1500'de başlanmış ve 1505'de
bitirilmiştir. Mimarının kim olduğu konusunda ihtilaf vardır. Önceleri Mimar
Hayrettin veya Mimar Kemaleddin'in yaptığı düşünülürken, daha sonra yapılan bir
araştırmada Yakubşah bin Sultanşah ismi ortaya atılmıştır.
Külliye, bir cami, aşhane-imarethane, sıbyan mektebi, tabhaneler, medrese,
hamam ve kervansaraydan oluşur Kendisinden daha önce yapılmış bulunan Fatih
Külliyesi'nden farklı olarak simetrik yapılar şeklinde değil, dağınık bir
şekilde inşa edilmiştir.
Külliyenin merkezi Bayezid Camii'dir. 16.78 m çapındaki ana kubbesi dört ayak
üstüne oturtulmuştur. Cami yerine külliyeye dahil bulunan tabhaneye bitişik
minareleri, bu caminin ayırdedici özelliklerindendir. Bu nedenle iki minare
arasındaki mesafe 79 metredir. Cami içerisindeki taş ve ahşap işçiliği ile
vitraylar yüksek sanat değerine sahiptir. Avlu döşemesi ve şadırvanın sütunları
Bizans'tan kalma malzemenin yeniden işlenmesi ile elde edilmiştir. Özellikle
şadırvan sütunlarında Bizans izleri görülebilmektedir.
Külliyenin imarethane ve kervansarayının bugüne ulaşan kısmı Beyazıt Devlet
Kütüphanesi tarafından kullanılmaktadır ve caminin solunda yeralır. Medrese ise
caminin sağında ve oldukça uzağında yapılmıştır. Günümüzde Türk Vakıf Hat
Sanatları Müzesi olarak kullanılmaktadır. Külliyenin hamamı medreseden de
uzakta, Ordu Caddesi üzerinde, Edebiyat Fakültesi'nin yanındadır. Caminin kıble
tarafındaki boşlukta ise türbeler bulunmaktadır. Sultan II. Bayezid'in, kızı
Selçuk Hatun'un ve Tanzimat Fermanı'nın mimarı Mustafa Reşid Paşa'nın türbeleri
buradadır.
BEYLERBEYİ CAMİİ
Boğaziçi'nin Anadolu yakasında, Beylerbeyi İskelesi yanında ve deniz
kıyısındadır. Sultan I. Abdülhamid tarafından 1778 yılında annesi Rabia
Sultan'ın anısına yaptırılmıştır. Mimar Tahir Ağa'nın eseridir. Camii barok
üslubundadır ve kesme taştan inşa edilmiştir. 55 pencereli, iki minareli,
sekizgen tabana oturan bir yapıdır. Tek kubbesi vardır, mihrabın önündeki alan
ise yarım bir kubbe ile örtülüdür. İç yüzeyi kalem işiyle süslenmiştir. Cami hem
Osmanlı, hem de Avrupa çinileriyle kaplanmıştır. Bu haliyle cami adeta farklı
kültürlerin bir araya geldiği bir sergi görünümündedir.
DOLMABAHÇE CAMİİ
Dolmabahçe
Sarayı'nın güneyinde, sahilde yeralır. Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmiâlem
Valide Sultan tarafından yaptırılmaya başlanmış ama vefatı ile Sultan Abdülmecid
inşasını sürdürmüştür. Cami 1855 yılında tamamlanmıştır, mimarı Garabet
Balyan'dır. Barok üslubuyla yapılmış süslü camilerdendir. Cami Saraya bitişik
olduğu için, ön kısmına hünkar ile devlet ricalinin ibadet edebileceği, selamlık
töreni ve buluşmaların yapılacağı iki katlı bir hünkar mahfili inşa edilmiştir.
Cami mimarimizde ender olarak rastlanan yuvarlak pencere düzeni, tavuskuşu
kuyruğunu andıran biçimiyle yapıya değişik bir görünüm kazandırmaktadır. Tek
şerefeli iki minaresi vardır. İç cephesi barok ve ampir üslupların karışımından
oluşan bir dekorasyona sahiptir. Kubbeden kıymetli bir avize sarkmaktadır.
Mihrap ve mimber kırmızı somaki mermerdendir.
EYÜP SULTAN KÜLLİYESİ
Eyüp
Semtinin merkezinde, Haliç kenarındadır. Külliye, camii , türbe, hamam ve
günümüze ulaşmayan medrese ve imaretden oluşmaktaydı. Külliyenin ilk inşa edilen
kısmı türbedir. Bu türbe, sahabe olan ve Hz. Muhammed'i Medine'ye ilk geldiğinde
evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari'ye aittir. Halk
arasında "Eyup Sultan" olarak isimlendirilen bu zat, Emevilerin 668-669 daki
İstanbul kuşatmasına katılmış ve şehid olmuştur. Mezarının bulunduğu yer
İstanbul'un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmed'in hocası Akşemseddin
tarafından bir rüyada keşfedilmiştir. Fatih, bu mezarın üzerine türbe inşa
ettirmiştir.
1459 yılında ise yine Fatih Sultan Mehmed tarafından, türbenin yanına cami,
medrese, imaret ve hamam yaptırılmış, böylece külliye oluşmuştur.
Yaptınlan bu ilk cami 1766 depreminde çok büyük zarar görmüş ve tamir
edilemeyeği anlaşılınca, Sultan III. Selim tarafından 1798'de tamamen
yıktırılmış ve yerine yeni bir cami yaptırılmıştır. Bu yeni camü 1800 yılında
tamamlanmış ve padişahın da katıldığı bir törenle ibadete açılmıştır. Günümüze
kadar ulaşmış bulunan, bu ikinci camidir.
Caminin 17.50 metre çapında bir ana kubbesi ve 1723 yılında eskilerine göre
daha uzun olarak inşa edilen iki minaresi vardır. Camii içi süslemeleri oldukça
sadedir. Bu açıdan 18. yüzyıl camilerinden farklıdır. Ama mihrabındaki altın
yaldızla kaplanmış süslemeler dikkat çekicidir.
Külliyenin en önemli öğesi, diğer bütün külliyelerden farklı olarak,
türbedir. Türbe sekizgen planlı ve tek kubbelidir. Türbe dışındaki ve iç
duvarlarındaki çiniler, ahşap sandukanın üzerindeki simle işlenmiş yazılarla
süslü örtü ve sandukanın önünde bulunan saf gümüşten korunağın herbiri, birer
sanat şahaseridir.
Külliyeye dahil olan hamam günümüze kadar ulaşabilen en eski Osmanlı
hamamıdır. Medrese ve imaret ise günümüze ulaşmamıştır. Ayrıca, Eyüb Sultan'a
verilen büyük değerden ötürü, bir çok kimse mezarının burada olmasını istemiş;
bunun neticesinde de külliyenin etrafı yüzlerce yıl boyunca türbe ve mezarlarla
kaplanmıştır. Etrafında bulunan bu türbeler ve mezarlar, Külliyeye ayrı bir
özellik kazandırmıştır.
Eyüp Sultan Külliyesi ve özellikle de türbesi tarih boyunca hep olduğu gibi,
bu gün de hem İstanbul, hem de diğer şehirler de yaşayan bir çok insan için çok
önemli bir ziyaretgahtır. Tahta çıkan padişahların kılıç kuşanma törenlerinin de
yapıldığı bu mekan sadece halk için değil, devlet ricali için de önemli
olmuştur. Aynca mistik havası ile İstanbul'un veçhelerinden birinin
temsilcisidir.
FATİH KÜLLİYESİ
Külliye
ile aynı adı taşıyan semtte, Fevzi Paşa Caddesi'nin Haliç tarafı boyunca uzanır.
Fatih Sultan Mehmed tarafından mimar Atik Sinan'a yaptırılan külliye 1463-1470
yılları arasında inşa edildi.Külliye, o döneme kadar Türk-İslam mimarisince
yapımı ekleştirilen en büyük bina kompleksi olup, klasik mimarimizin ulaştığı
önemli bir merhaleyi temsil eder.
Külliye bir cami etrafında çok planlı şekilde yerleştirilmiş medreseler,
kütüphane, şifahane, tabhane, kervansaray çarşı, hamam ve daha sonra inşa edilen
türbelerden oluşur.
Külliye ilk inşa edilirken yapılan cami günümüze kadar ulaşamamıştır. Bugün
külliyede bulunan Fatih Camii 18. yüzyılın sonlannda yapılmıştır. İlk cami, 1509
büyük depreminde ağır hasara uğradı. Tamir edildi, fakat 1557 ve 1754'deki
depremlerde tekrar büyük zararlar gördü, ama hep tamir edildi.1766 depreminde
ise büyük kubbesi tamamen çöktü, duvarları da tamir edilemeyecek ölçüde yıkıldı.
1767 yılında Sultan III. Mustafa tarafından ve eskisinden tamamen farklı bir
biçimde yeniden inşa ettirildi. Günümüze kadar ulaşmış bulunan bu yeni Fatih
Camii , Mimar Mehmed Tahir tarafından yapılmıştır.
Fatih Camii klasik cami mimarisiyle inşa edilmiştir, ama bezemelerde barok
tarzın etkileri görülür. Dört büyük mermer sütun üzerine oturmuş 26 m. çapındaki
büyük kubbesini dört yarım kubbe destekler. Iki şerefeli iki tane minaresi
vardır. Cami içindeki kalem işi süslemelerde de barok etkisi görülür.
Külliyenin diğer önemli unsuru medreselerdir. Caminin iki tarafında da
bulunan medreseler İstanbul'da üniversitenin temeli olmuş ve kentin bir eğitim
merkezi haline gelmesini sağlamıştır. Zaman içinde çeşitli tamirat geçirmiş
medreselerin bir kısmı yol yapım çalışmaları sırasında tamamen yok edilmiştir.
Günümüze bu medreselerden sekiz tanesi ulaşmıştır. Caminin kıble yönünde, camiye
bitişik bir kütüphane binası 1724 yılında inşa edilmiştir. Bu kütüphanenin biri
dışarıya, diğeri ise camiye açılan iki kapısı vardır ve kubbelidir. Fakat
günümüzde bu kütüphaneye ait kitaplar, Süleymaniye Kütüphanesi'nde muhafaza
edilmekte, bina ise tamir görmektedir.
Külliyenin kıble yönünde Fatih Sultan Mehmed'e, eşi Gülbahar Hatun'a ve
Sultan II. Mahmud'un annesi Nakşidil Sultan'a ait üç türbe bulunmaktadır.
Bunların dışında külliyenin haziresinde çok sayıda büyük devlet adamına ait
mezarlar vardır. Külliyeye ait kervansaray 1980'li yıllarda onarılmış ve eklenen
yeni dükkanlarla birleştirilerek, işyerleri olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Tabhane, çarşı ve hamam ise günümüze kadar ulaşmamıştır.
FETHİYE CAMİİ
Fatih İlçesine bağlı Fethiye mahallesinde bulunan cami aslında kilise olarak,
13. yüzyıl sonlarında Bizans Devletinin ileri gelenlerinden Mihail Glabas
Tarkaniotes tarafından inşa ettirilmiştir. İstanbul'un fethinden sonra 1454
yılında patrikhane olarak kullanılmıştır. 1590 yılında İran savaşlarında
Gürcistan ve Azerbeycan'ın fethedilmesiyle, fethin hatırası olarak camiye
dönüştürülmüştür. Fethiye Camii, camiye dönüştürülürken kilisenin apsis kısmı
yıkılarak yerine kıble yönüne uygun bir mihrap yapılmış, bir minare ve .medrese
inşa ettirilmiştir.Cumhuriyetin .ilanı ile müze haline dönüştürülmüş, 1955
yılında Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından içindeki mozaik ve freskolar açığa
çıkarılmış, Türklerin yaptığı kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar
yapılmıştır. 1960'lı yıllarda yeniden camii olarak ibadete açılmıştır. Camii'nin
duvarları taş ve tuğla karışımıdır. Dış duvarlarında ve içerideki mozaiklerde
Grekçe yazılar göze çarpmaktadır.
HIRKA-İ ŞERİF CAMİİ
Fatih
İlçesi'nde, adını verdiği,semtte Muhtesip İskender mahallesinde yer almaktadır.
1851 yılında Sultan Abdülmecid tarafından Hz. Muhammed'in Veysel Karani'ye
verdiği Hırka-i Şerif'in muhafazası ve ziyareti için yaptırılmıştır. Adını da
buradan almıştır.
Cami, İstanbul'un dini folklorunda çok önemli bir yere sahiptir. Saklanan
hırka 17. yüzyıl başlarında, el-Karani sülalesinden olan Şükrullah Üveysi'den
Sultan I. Ahmed'in fermanı ile alınmış, muhtelif yerlerde muhafaza edildikten
sonra bu amaçla inşa edilen cami içindeki yerine konulmuştur.Ramazan ayının on
beşinden Kadir gecesine kadar öğlen ve ikindi namazları arasında Hırka-i Şerif
ziyarete açılır. Cami yapılırken civardaki bir çok yapı kamulaştırılmış, cami
yanısıra Üveysi ailesinin en yaşlı ferdi için bir meşruta, vekil dairesi,
muhafızlar için kışla (halen Hırka-i Şerif İlkokulu olarak kullanılan bina),
vazifeliler için odalar yapılarak bir külliye oluşturulmuştur.
Cami avlusuna abidevi görünümlü üç kapı ile girilir. Kesme küfeki taştan
yapılmıştır. Tek şerefeli iki minaresi vardır. Sekiz köşeli olan camiyi sekiz
pencereli bir kubbe örter. Bahçenin sağındaki kapı üzerinde Sultan Abdülmecid'in
tuğrası altında Hattat Kazasker Mustafa İzzeddin'in hattıyla bir kitabe yeralır.
Kubbe altında yine aynı hattatın 8 adet ayet levhası sıralanmıştır.
Abdülmecid'in yazarak imzasını attığı 8 levhası mimberin üstünde yer almıştır.
Vaiz kürsüsü, mihrabı ve minberi kırmızı somakiden yapılmıştır.
KALENDERHANE CAMİİ
Eminönü İlçesi'nde, Vezneciler'de Bozdoğan su kemerlerine bitişiktir.
Kiliseden çevrilme camilerdendir. İstanbul'un anıtlar tarihi açısından en ilginç
ömeklerdendir. Geç Roma Dönemi'nden bu güne kadar şehrin genel dokusuna paralel
değişimler geçirerek, görkemli bir saray hamamı, zengin bir Komnen kilisesi,
zaviye, cami, gecekondu ve tekrar cami olarak bir şekilde ayakta kalabilmiş bir
yapıdır. Bu günkü yapının aslı, Latin istilası sırasında Katolik İtalyanlara
tahsis edilmiş bir 12. yüzyıl kilisesidir. Fetihden sonra Fatih Sultan Mehmed
vakfı olarak zaviyeye çevrilerek Kalenderi tarikatına tahsis edilmiştir. 18.
yüzyılın ilk yarısında Babüssaade Ağası Maktul Beşir Ağa tarafından camiye
dönüştürülmüştür. 19. yüzyılda büyük bir yangın geçirmiş, 1854'de tamir
edilmiştir. Minaresi 1930 yılında yıldırım düşerek yıkılmıştır. Bu tarihlerden
sonra terkedilmiş, 1966-1975 yılları arasında Harvard Üniversitesi ile İstanbul
Teknik Üniversitesi işbirligi ile yapılan bir araştırma ve kazıya konu olmuş,
1968 yılında restore edilerek tekrar ibadete açılmıştır.
Duvarlan.taş ve tuğla kanşımıdır. Camiyi büyük bir kubbe örter. İç duvarlann
da renkli mermer kaplamalar ve kabartma halinde friz süslemeler bulunmaktadır.
KILIÇ ALİ PAŞA KÜLLİYESİ
Tophane
Meydanı'ndadır. Bir cami, medrese, türbe, sebil· ve hamamdan oluşan küçük bir
külliyedir. Uluç Ali Reis olarak da bilinen Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa
tarafından 1581 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Mimar Sinan'ın yaşlılık
dönemi son eserlerindendir. Halk arasında anlatılan hikayeye göre, cami
yaptırmak için Sultan III. Murad'dan yer isteyen Kılıç Ali Paşa'ya Kaptan-ı
Derya olması yüzünden camiyi denize yaptırması söylenmiştir. Bu yüzden denizi
toprakla doldurtarak kıyısına camiyi yaptırmıştır.
Cami geniş bir avlu tarafından çevrelenmektedir. Son cemaat yerinin üzeri,
aşağı doğru meyilli bir sundurma ile kapatılmıştır. İç bahçenin üç kapısı da
işlemelidir. Son cemaat yerinin pencere üstlerindeki çini panolarda ve kıble
kapısının üzerinde ayetler yazılıdır.
Bahçesinde sekiz mermer sütunlu ve kubbeli bir şadırvanı vardır. Ayasofya'nın
planının geliştirilmiş bir örneği olan cami tam bir diktörtgen biçimindedir.
Pencere üstleri çinilerle süslüdür. Dört mermer fil ayağına dayanan büyük
kubbesi, kıble ve kapı tarafındaki iki küçük yarım kubbe desteklemektedir. Dört
köşede de birer ufak kubbe yer almıştır. Caminin içerisinde çiçek motifleriyle
süslü renkli çiniler bulunmaktadır. Büyük kubbenin 24 penceresi ile birlikte
toplam l47 penceresi vardır. Kubbesinden sarkan XVI. yüzyıla ait bir gemici
feneri 1948 yılında Deniz Müzesine kaldırılmıştır.
Sağda tek şerefeli bir minaresi yükselir. Kılıç Ali Paşâ ya ait olan türbe
caminin bahçesinde ve kıble yönünde bulunmaktadır. Bahçe duvannın caddeye bakan
kısmında ise sebil yer almaktadır. Hamam, caminin sağ tarafındadır ve bugün de
kullanılmaktadır. Medrese ise hamamın deniz yönünde bulunmaktadır.
KÜÇÜK AYASOFYA CAMİİ
Eminönü
İlçesi'nde, Cankurtaran ile Kadırga arasında, Küçük Ayasofya Caddesi'nin
sonundadır. Kiliseden çevrilme camilerdendir. 527 yılında Bizans İmparatoru I.
Jüstinyen zamanında yapılmıştır. Adı
"Sergiyos ve Bakhos Kilisesi" idi. Alt sütunlar üzerindeki kitabede tapınağı
I. Jüstinyen 'in St. Sergiyos ve St. Bacchus adlı azizler adına yaptırdığı
yazılıdır. Sultan II. Bayezid zamanında Darüssaade Ağası Hadım Hüseyin Ağa
tarafından bir minare eklenerek camiye çevrilmiştir. Muhtelif zamanlarda
tamirler görmüş ve bugünkü minaresi 1955 yılında yaptırılmıştır.
Tuğladan dört köşe yapılmış bir binadır. Sağda yükselen minaresi tek
şerefelidir. 19 m. yüksekliğindeki kubbesi sekiz ayaklı kemerlere oturmuştur.
Yeşil ve kırmızı renkli 34 mermer sütunun 16'sı altta ve 18'i üstte
sıralanmıştır. Önündeki beş kubbeli ve altı sütunlu son cemaat yeri sonradan
yapılmıştır. Sol tarafdaki bahçesinde Hüseyin Ağa'nın türbesi bulunmaktadır.
LALELİ KÜLLİYESİ
Eminönü
İlçesi'nde, Laleli semtinde, Ordu Caddesi ile Fethi Bey Caddesi'nin kesiştiği
köşede yer alır. Sultan III. Mustafa tarafından 1760-1763 arasında inşa
ettirilmiştir. Külliyenin mimannın Mehmed Tahir Ağa veya Hacı Ahmed Ağa olduğu
zannedilmektedir.
Külliye, bir cami, bir imaret, çeşme, sebil, türbe, han ve medreseden
oluşmaktadır. Cami, külliyenin merkezini teşkil etmektedir. Bodrum niteliğindeki
bir altyapının üzeri, aynı zamanda caminin avlusudur. Bu avlu yer seviyesinden
yüksektedir ve avluya basamaklarla çıkılır. Laleli Camii bu yüksek avlunun
ortasında yer alır. 18. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en özgün eserlerinden
biridir. 24 pencereli büyük kubbesi, giriş ve kıble taraflarındaki üçer yarım
kubbeyle desteklenir. Tek şerefeli iki minaresi vardır. Özellikle minarelerin
külahları çok değişiktir. Toplam 105 pencere tarafından aydınlatılan caminin iç
duvarları renkli somaki mermerlerle kaplanmıştır. Cami barok üslupla inşa
edilmiştir. Külliyenin türbeleri ve sebili, Ordu Caddesi üzerinde Aksaray
yönündeki köşesindedir. Öndeki türbede Sultan III. Mustafa ve Sultan III. Selim
gömülüdür. Bunun yanında ise Haseki Sultanlar türbesi vardır.
Külliyenin hanı, Fethi Bey Caddesi üzerinde, caminin kuzey yönündedir ve hala
çarşı olarak kullanılır. Yapıldığı yıllarda ticari amaçlarla kullanılmayan cami
bodrumu da günümüzde çarşıya dönüştüıülmüştür. Külliyenin medresesi ise günümüze
ulaşmamıştır.
MAHMUD PAŞA KÜLLİYESİ
Eminönü İlçesi'nde, Nuruosmaniye Külliyesi'nin kuzeydoğusunda yeralan külliye
cami, türbe, hamam, han, medrese, imaret ve sıbyan mektebinden oluşmaktaydı.
Fakat günümüze kadar ancak cami, türbe, han ve hamam ulaşabilmiş; diğer
kısımları ise ortadan kalkmıştır. Bu kompleks ilk büyük vezir külliyesidir ve
Fatih Külliyesi'nden sonra 15. yüzyıla ait en önemli yapı grubudur. 1460'lı
yılların başında inşasına başlanan külliyenin camisi 1462'de tamamlanmış; diğer
kısımlarının inşası ise 1474 yılına kadar sürmüştür. Külliye Sadrazam Mahmud
Paşa tarafından Mimar Atik Sinan'a yaptırılmıştır.
Cami iki büyük kubbe ve etrafında üçer ufak kubbe ile örtülüdür. İçersindeki
mavi üzerine beyaz yazılı çiniler sonradan konulmuştur. Minber ile mihrabı
işlemeli mermerden yapılmıştır. Son cemaat yeri 6 kesme taş sütun üzerine 5
kubbelidir. Son cemaat' yerinin arkasında beş kubbeli bir giriş kısmı daha
vardır. Yanlardaki ufak kubbeler altında koridorlar yer alır. Kıble kapısının
üzerinde hicri 868 tarihli ve caminin yapılış tarihini belirten bir kitabe
bulunmaktadır. Kapısının etrafı işlemeli mermerdendir. Kapının yanında Sultan
III. Osman'a ait tamir kitabesi yer almaktadır. Çıkan bir yangında büyük zarar
gören cami 1755 yılında Sultan III. Osman tarafından tamir ettirilmiştir. Cami
1766 yılı depreminde yıkılmış, 1785 yılında tamir görmüştür. 1827 yılı
yangınından sonra 1829 yılında tekrar tamir edilmiştir. Görmüş olduğu bu
tamiratların doğal bir sonucu olarak, özellikle cami içerisindeki bezemeler
orijinalliklerini kaybetmişlerdir. Kesme taştan tek şerefeli minaresi 1936
restorasyonundan sonra bu günkü şeklini almıştır.
Avlusundaki çeşme ve sebil Darüssade Ağası Mustafa Ağa tarafından
yaptırılmıştır. Haziresinde Mahmud Paşa'nın türbesi vardır. İstanbul’ un en eski
han ve hamamları olan Mahmud Paşa Hamamı ve Kürkçü Han ise caminin kuzeyinde yer
alırlar. Caminin doğusunda bulunan medresenin sadece bir dersanesi günümüze
ulaşmıştır.
MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ (ÜSKÜDAR)
Üsküdar
Meydanı'nda, iskelenin karşısında yer almaktadır. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı
Mihrimah Sultan tarafından 1548 yılında yaptırılmıştır. Külliye Mimar Sinan'ın
eseridir. Külliye bir cami, medrese, türbe, sıbyan mektebi, han, imarethane ve
tabhaneden oluşmaktaydı. Bunların ancak bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır.
Mimar Sinan bu külliyenin camisinde Ayasofya Camü'nin daha çağdaş bir
modelini uygulamıştır. Genellikle cami girişlerinin üzerinde bulunan yarım kubbe
kullanılmamıştır; bu nedenle camiye girildikten itibaren ana kubbenin altına
ulaşılmaktadır. Caminin girişinde bulunan şadııvan, İstanbul'daki bütün
camilerin abdest alma mekanlarının en güzellerindendir. Pencere kapakları ve
kürsüde kullanılan ahşap üzerine kakma bezemeler ile mermerden yapılan mihrap ve
minber ince bir işçilik ürünüdür.
Medrese caminin kuzeyinde bulunmaktadır. Günümüze kadar ulaşan medresenin iç
mekanlan, yapılan müdahalelerle orijinalliğini yitirmiştir. Günümüzde sağlık
merkezi olarak kullanılmaktadır. Cami ile medrese arasında ise, biri Mihrimah
Sultan'ın iki oğluna, diğeri ise Sadrazam İbrahim Ethem Paşa'ya ait iki türbe
bulunmaktadır. Sıbyan mektebi caminin kıble yönündedir. Külliyeye ait tabhane,
imarethane ve han günümüze kadar ulaşmamıştır. MİHRİBAH SULTAN KÜLLİYESİ
(EDİRNEKAPI)
İstanbul Surlarının Edirnekapı girişinde Fevzi Paşa Caddesi
üzerindedir.Kanuni Sultan Süleyman tarafından, kızı Mihribah Sultan adına
yapırılan külliye, Mimar Sinan’ın eseridir. Yapım yılı tam olarak bilinmemekle
birlikte, külliyenin inşasının 1560’lı yıllarda tamamlandığı zannedilmektedir.
Bir kısmı günümüze kadar ulaşmayan külliye, bir cami, medrese, çifte hamam,
türbe, çarşıve sıbyan mektebinden müteşekkildi. Cami, zeminden 37 metre
ykseklikte ve 20 metre çapında tek bir kubbeye sahiptir. Dönemin diğer
camilerinden farklı olarak tek minaresi vardır. Bir diğer ayırdedici özelliği de
çok sayıdaki penceresidir. Camiyi 161 tane pencere aydınlatmaktadır. Ayrıca
mermer minberi de, çağının en güzel örneklerinden kabul edilir. Pencere ve kapı
kanatlarındaki ahşap üzerine sedef ve fildişi kakmalar ise çok değerli sanat
eserleridir.
Caminin iç avlusunun iki kenarında ise medrese yer alır. Ama bu medresede
ilginç birbiçimde dersaneler bölümü yoktur. Dersanelerin,medresinin orjinalinde
de mi olmadığı, yoksa sonradan yapılan tamiratlar sırasında mı ortadan kalktığı
bilinmemektedir. Ancak dersanehhariç medresenin diğer kısımlaarı günümüze
ulaşmıştır.
Caminin kıble yönünün sağ köşesinde ise külliyenin Sıbyan Mektebi ve Güzel
Ahmed Paşa’nın türbesi bulunmaktadır. Yine aynı yönde, fakat külliyeden ayrı bir
biçimde bir çifte hamam vardır. Külliyenin çarşısında ise günümüze hiçbir şey
ulaşamamıştır.
MOLLA ÇELEBİCAMİİ (Fındıklı Camii)
Fındıklı’da, Meclis-i Mebusan Caddesi’nin deniz tarafındadır. Kabataş Camii
ve Fıdıklı Camii adları ilede tanınır. Yaptırıldığında şu andaa mevcut olmayan
hamam ve sıbyan mektebi ile küçük bir külliye görümündeydi. 1589 yılında
İstanbul Kadısı Mehmed Vusuli Efendi tarafından yaptırılmıştı. Mimar Sinan
eseridir. 18Yüzyılda Tuğracı ömer Ağa taraafından tamir edilmiştir. Son tamirat
1958 yılında yapılmıştır.
Kesme küfeki taşından yapılmıştır. Mimar Sinan’ın altıgen şemalı camileri
arasında yer alır.Son cemaat yeri altı sütun ve beş kubbelidir. Binanın köşesine
doğru birer adet dört köşeli sütun daha bulunmaktadır. Tek şerefeli ince bir
minaresi vardır. Eteğinde on pencere bulunan büyük kubbeyi sağ ve solda ikişer
mihrap tarafında bir adet olmak üzere beş yarım kubbe destekler. Yarım
kubbelirin dışında camiyi otuz dört pencere aydınlaatır. Koca Yusuf tarafından
cami önünde 1786 yılında yaptırılmış olan sebil 1958 yılında karşıya taşınıp
monte edilmiştir.
NURUOSMANİYE KÜLLİYESİ
Eminönü
İlçe’sinde, Çemberlitaş anıtının kuzeybatısında, Kapalı Çarşı girişindedir.
Külliyenin yapımı Sultan I.Mahmud tarafından 1749 yılında başlamış, ama ancak
onun ölümüünden bir yıl sonra 1755’de tamamlanabilmiştir. Külliyenin mimarı
Sineon Kalfa’dır. Külliye barok mimariyle yaapılmış bir camii, medrese,
imalethane, kütüphane, türbe, çeşme ve sebil’den oluşur. Ayrıca çevresini saran
bir kaç dükkan da külliyeye dahildir.
Nuruosmaniye camii Osmanlı camii mimarisinde çok ayrıcaklı, özel bir yere
sahiptir. Özellikle üç boyutlu taş bezemeleriyle dünya mimarisinde bile eşi
olmayan, tamamen özgün ve biricik bir barok şaheseridir. Eteği otuz iki pencere
ile çevrili tek bir kubbesi vardır. Cami yüz yetmiş dört pencere ile aydınlatır.
İç bezemelerinde en göze çarpan unsur kubbesinde ve duvarlarındaki hatlardır.
İki şerefeli, iki minaresi vardır. Kurşun yerine taş alemler, iki kez bu
minareleerde kullanılmıştır.
Medrese ve imalethane caminin kuzeyind, Kapalı Çarşı önünde avluya
girildiğinde sağda yer almaktadır. Bunların konumlandılışları avlunun hilal
biçiminde olmasını sağlamaktadır. Külliyenin girişi yönündeki ; girişin sonunda,
sebil ise sağındadır. Çeşme ve sebil de tam bir barok uslüp hakimidir. Türbe ve
kütüphane, hünkar marfilinin arkasında bulunur. Türbe de Sultan III.Osman’ın
annesi Şehsuvar Valide Sultan gömülüdür. İstanbul’un en zarif kütüphane binasına
sahip bulunan Nuruosmaniye kütüphanesi çok deeğerli yazma eserleriyle günümüzde
de okuyucuya hizmet etmektedir.
NUSRETİYE CAMİİ
Beyoğlu
ilçesine bağlı Tophane semtinde Meclis-I Mebusan Caddesi üzerindedir. Sultan II.
Mahmut tarafından 1823-26 yılları arasında yaptırılmıştır. Mimar Krikor Amira
Balyan’ın eseridir. Barok üslubundaki cami kesme taş ve mermerlerden
yapılmıştır. İki şerefeli, zariflileri ve incelikleriyle dikkat çeken iki
minaresi vardır. Sebil ve muvakkithaneye de sahip olan caminin hünkar mahfili ve
paşa dairesi görülmeye değer mimari özelliklere sahiptir. İç mekan kalem
işleriyle süslenmiş, kubbedeki altın varaklı ahşap kabartma ile oldukça
gösterişli bir yapıya kavuşmuştur. Mermerden yapılmış olan mihap ve minber bir
dantel gibi işlenmiştir. Cami içerisindeki hatlar ise Osmanlı’nın en değerli
hattatları tarafından yazılmıştır.
PİYALE PAŞA KÜLLİYESİ
Kasımpaşa’da Kaptan Mahallesi’ndendir. 1573 yılında Kaptan’I Derya Mehmeed
Piyale Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami, medrese, tekke,
türbe, hazire, sıbyanmektebi, sebil, çarşı ve hamam bölümlerinden oluşan
külliyenin kısımlarından günümüze kadar ancak cami ve türbe ulaşmıştır.
Dikdörtgen bir alana yayılan caminin duvarlarında yer yer kesme küfeki taşı,
yer yer moloz taşı kullanılmıştır. Önde son cemaat yerinin iki sıra sütunları
üstü açık olarak ayaktadır. Binanın sağ ve solundaki sütunların üstü kapalıdır.
Caminin dışındaki sütunlar 60 tanedir. Caminin iki kapısı arasında ortada tek
şerefeli minaresi bulunmaktadır. Duvarları kesme taş ve tuğla karışımıdır. İki
sıra halinde üçerden 6 kubbesi vardır. Kıble kapıları ile mahfiller arasında
uzanan mor çiniler üzerine beyaz renk ile Hattat Çerkez Hasan’ın eseri ayetler
yazılıdır. Mimberi mermerdendir. İçi çinilerle kaplı olup mihrabın etrafındaki
çinilerden bir kısmı çıkarılmıştır. Camiden çalınan güzel bir çini pano bugün
Paris’te Louvre Müzesindedir. Banisinin türbesi caminin kıble tarafındadır.
ORTAKÖY CAMİİ
Boğaziçi’nde
Ortaköy semtinde ve sahildedir. Cami, Sultan Abdülmecid tarafından Mimar Nigoğos
Balyan’a 1853 yılında yaptırılmıştır. Oldukça zzarif bir yapı olan cami Barok
üslubundandır. Boğaziçi’ndeeşsiz bir konuma yerleştirilmiştir. Bütün selatin
camilerinde olduğu gibiharim ve hünkar bölümü olmak üzereiki kısımdan
müteşekkildir. Geniş ve yüksek pencereler Boğaz’ın değişken ışıklarını caminin
içine taşıyacak biçimde düzenlenmiştir. Merdivenle çıkılan yapının tek
şerefeliiki minaresi vardır. Duvarları beyaz kesme taştan yapılmıştır. Tek
kubbenin duvarları pembe mozaiktendir. Yinemihrap mozaik ve mermerden, mimber
ise somaki kaplı mermerden yapılmıştır ve ince bir işçiliğin ürünüdür.
RÜSTEM PAŞA CAMİİ
Eminönü’nde,
Tahtakale’de Hasırcılar Çarşısı’ndadır. İstanbul’un silüetini oluşturan en
önemli yapılardan biridir. Yüksek bir platform üzerine oturtulmuştur ve kıyı
silüetine egemen bir konumda, Hacı Halil Mescidi’nin yerine inşa edilmiştir.
Caminin bulunduğu yer Roma döneminden bugüne şehrin en işlek mekanlarındandır.
Banisi döneminin etkili devlet ricalinden, Süleymaniye Camii’nin inşasında da
katkıları olan Sadrazam Rüstem Paşa’dır. Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı olan
Sadrazam Rüstem Paşa imparatorluğun birçok yerinde yaptırdığı binalarla da
tanınır. Mimar Sinan’ın ünlü eserlerindendir. Cami Rüstem Paşa’nın ölümünden
sonra, 1561’de eşi Hürrem Sultan tarafından tamamlanmıştır. 1666 yangınında ve
1776 depreminde hasar görmüştür.
Rüstem Paşa Camii Osmanlı mimari tarihince olağanüstü güzellikteki çini
kaplamalarıyla tanınır. Türkiye’nin en zengin çini kolleksiyonu bu caminin
duvarlarında yer alır. Bu değerli çinilerin bir kısmı bugün çalınmış haldedir.
Içerisi kubbeler dışında tamamen renkli İznik çinileriyle kaplıdır. Bu çiniler,
İznik duvar çinilerinin teknik ve desen açısından en mükemmel örnekleridir.
Çiniler üzerinde çeşitli meyve ve çiçek şekilleri gibi çini bezeme sanatının
bütün klasik motifleri yer almıştır. Göz kamaştırıcı bu çinilerin yanında renkli
somaki mermerlerde görülmeye değerdir.
Oradaki büyük kubbeyi dört yarım kubbe desteklemektedir. Eteğinde 24 pencere
bulunan büyük kubbenin kemerleri sekiz köşeli dört fil ayağına dayanmaktadır.
Mimberi ve mihrabı mermerdir. Son cemaat eri 6 sütun ve 5 kubbelidir. Tek
şerefeli minaresi yıkılan orjinali yerine yapılmıştır.
SELİMİYE CAMİİ
Üsküdar’da, Selimiye Kışlası’nın karşısındadır. 1805 yılında Sultan III.
Selim tarafından yaptırılmıştır. 1823’de lodostan yıkılan minareleri yeniden
yapılmıştır. 1964 yılında da restorasyona tabi tutulmuştur.
Dört girişli geniş bir avlu içindedir. Barok usulünde yapılmış camilerdendir.
Kare planlı olan bina kesme taştan yapılmıştır. Dört duvara 24 pencereli büyük
kubbeyi köşelerde birer ufak kule desteklemektedir. Kubbe içi ayetler ve kalem
işleriyle bezenmiştir.Caminin içi mermer ve tahtadan oyma işçiliği bakımından
zengindir. Mihrabı ve mimberi somaki mermerden yapılmıştır. Son cemaat yeri 6
mermer sütun üzerine 5 kubbe ile örtülüdür. İki yönde mahfiller, tek şerefeli
iki mimare ve iki katlı hünkar daireleri bulunmaktadır.
Haziresinde Sultan III.Selim’ineşi Zibifer Kadın ile Maliye Nazırı Mehmed
Hasip Paşa’nın mezarları bulunmaktadır.
SOKULLU MEHMED PAŞA CAMİİ
Haliç’ih
Galata yönündeki kıyısında, Unkapanı Köprüsü’nün ayağında bulunur. Mimar
Sinan’ın eserlerinden olan cami, 1578 yılında Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa
tarfından yaptırılmıştır. Cami Balkan ve I. Dünya savaşları esnasında tamir
edilmeye başlamış, daha sonra onarıma ara verilmiş ve bakımsız ve harap bir
şekilde 1938’e kadar kalmıştır. Bu esnada sanat eseri niteliğindekiiç
süslemelerin büyük kısmı yok olmuş ve çinileri çalınmıştır. Bahsedilen yılda
cami tamirata alınmış ve1941’de yeniden ibadete açılmıştır.
Edirne’deki Selimiye Camii’nin daha küçültülmüş bir modeli olan caminin iç
kısmı kare şeklindedir. Üzerini örten büyük mimari açıdan çok ilginç, tek
şerefeli bir minaresi vardır. Harap bırakıldığı süreiçerisinde işi süslemeler
kullanılmıştır. Kapı ve pencerelerindeki ahşap işçiliği çok dikkat çekicidir.
Mermer minberi ise türünün en güzel örneklerindendir.
SİNAN PAŞA KÜLLİYESİ
Beşiktaş Barbaros Bulvarı ile Beşiktaş Caddesi’nin birleştiği köşede yer
alır. Sadrazam Rüstem Paşa’nın kardeşi Kaptan-I Derya Sinan Paşa tarafından
yaptırılan bu külliye bir cami,günümüz ulaşmayan bir çifte hamam, külliyeve daha
sonra yatırılan bir sıbyan mektebinden oluşmaktadır. Kitabesine göre, 1555’de
Sinan Paşa’nın ölümünden sonra bitirilmiştir. Mimar Sinan’ın eserlerindendir.
Caminin üstünü bir büyük kubbe kapamakta ve bunu sağ ve solunda ikişer yarım
kubbe desteklemektedir. Kapı tarafından 5 kubbe daha yer almıştır. İkinci ve
üçüncü kat pencerelerinin camları renklidir. İç süslemeleri ince kalem işidir.
Avluyu son cemaat yeri ile birlikte 22 mermer sütunlu, kubbesiz ve kiremitle
örtülü bir kısım çevirmektedir. Duvarları kesme taş ve kırmızı tuğla
karışımıdır. Tek şerefeli bir mimaresi vardır. İki kapılı bahçenin ortasında ise
4 mermer sütunlu bir şadırvan bulunmaktadır. Cami ve avlusu değişik zamanlarda
yapılan müdahalelerle orjinal karakterini yitirmiştir.
SULTAN AHMET KÜLLİYESİ
Sultanahmet
Meydanı’nda, Ayasofya Camii’nin karşısındadır. Sultan I.Ahmet tarafından mimar
Sedefkar Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır. Külliyenin yapımına 1609 yılında büyük
bir törenle başlamıştır. Bu törende Şeyhülislam Mehmed Efendi, dönemin büyük din
adamlarından Aziz Mahmud Hüdai, Sadrazam Davud Paşa ve diğer devlet ekranının
yanı sıra bizzat padişah da temel kazma işinde çalışmışlardır. Bu muhteşem
külliyenin inşaatı oldukça uzun sürmüş, ilk önce 1617 yılında cami, 1619 yılında
ise külliyenin geri kalan kısımları tamamlanabilmiştir.
İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biri olan külliye, bir cami,
medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkanlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe,
darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktaydı. Bu
yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.
İçindeki 20.000’I aşkın çininin renginden ötürü yabancılar tarafından “Mavi
Camii” olarak isimlendirilen cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Cami,
geniş bir avlu ve ona eş büyüklükte bir iç mekandan oluşur. Zeminden
yükseltilmiş avluya basamaklarla ulaşılır. Avluda üzeri kubbeyle örtülü,
fıskiyeli bir havuz yer almaktadır. Sultan Ahmed Camii’nin bir diğer
ayırdediciözelliği de mimarileridir. İstanbul’daki tek altı minareli camidir. Bu
minarelerden dördü cami gövdesine bitişik ve üç şerefelidir. Diğer iki minaresi
ise avlunun köşelerinde olup, iki şerefelidir.
Caminin
büyük kubbesi yaklaşık 34m. çapında ve yerden 43 metre yüksekliğinde olup, 5
metre çapında dört fil ayağının üzerine oturmaktadır. Bu büyük kubbeyi
destekleyen dört tane de yarım kubbe vardır. Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat
halinde ve renkli camlarla kakplı 260 pencere aydınlatır. Cami, çinilerin yanı
sıra, yine dönemin başyapıtları sayılan öğelerle donatılmıştır. Sedef kakmalı
mermer mimber, işlemeli mermer mihrap, kalem işi süslemeler, sedef kakmalı ahşap
kapı, pencere kapakları ve rahleler, kubbeye asılan devekuşu yumurtaları ve
avizeler, Sultan Ahmed Camii’nin görülmeye değer güzelliklerinin bazılarıdır.
Külliyenin bir diğer yapısı Hünkar Kasrı’dır. Padişahın namaz öncesi veya
sonrasında istirahat edebileceği bir yapı olarak tasarlanan bu bina bir cami
etrafına yapılan ilk sultan kasrıdır. Külliyenin dış avlusunda yer alır.
Külliyenin kazeydoğu köşesinde türbe yer almaktadır. Bu türbe de Sultan I.Ahmed,
eşi Kösem Sultan, oğullari Sultan II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazı torunları
gömülüdür. Türbenin yakınında ise medrese yer alır. Bu medrese günümüzde
Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır.
Dış avlu duvarına bitişik olarak da sıbyan mektebi yer alır. Bu mektebin
zemin katında bir çeşme ve dükkanlar, üst katında ise dersane vardır. Külliyenin
kıble yönündeki en uç yapısı arastadır. 1912 yangınında bir kısmı yok olan
arastanınbir biölümü Mozakik Müzesi, geri kalanı ise turistik eşya satan
dükkanlar olarak kullanılmaktadır.
Darüşşifa ve imaret camiden uzakta yapılmıştır. Orjinal hallerinde önlerinde
var olan dükkanlarla meydandan ayrılmıyorlardı.1894 debreminden sonra inşa
edilen ve günümüzde Marmara Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılan binalar,
darüşşifa ve imaretin külliyenin diğer unsurlarıyla olan bağlarını tamamen
koparmıştır. Günümüzde Sokollu Mehmed Paşa Yokuşu üzerinde bulunan bu binalar
Sultanahmet Teknik Lisesi tarafından kullanılmaktadır.
Külliyenin dört sebilinden üçü günümüze ulaşmış bulunmaktadır. Bunlardan biri
araktanın içinden, diğeri dış avli kapısı yanında, üçüncüsü ise türbe
civarındadır.
SULTAN SELİM KÜLLİYESİ
Fatih İlçesin’de, Sultanselim semtindedir. O dönede şehrin ulaşılması en güç
mahallelerinden birinde, bir taratan derin sarnıç,diğer taaraftan Kırk Merdiven
Uçurumu ile çevirili ir tepaa üzerinde 1516-1522 yılları arasında Yavuz Sultan
Selim’in hatırasına oğlu Kanuni Sulan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Mimari
belli değildir. Külliye bir cami, imaret, türbe, hamam ve sıbyan mektebinden
oluşmaktaydı. Ama imaret ve hamam günümüze kadar ulaşmamıştır.
Cami, külliyeyi kuşatan bir dış avlunun ortasında yer alır. Cami iç avlusuna
üç kapıdan girilir. Son cemaat yeri ile birlikte avluyu 18 sütun ve 22 kubbe
çevirmektedir. Avlu etrafındaki 20 pencere üzerinde çini panolar yer almıştır.
Bu çiniler döneminin en iyi örneklerindendir. Avlu revağının döşemesi çiçek
desenleriyle süslenmiştir. Ortada 8 mermer sütunlu ve kubbeli bir şaırvan
vardır. Caminin iki yanında imam ve müezzin odaları yer almıştır. Kapı kanatları
oymacılık ve sedef kakmacılık sanatının en güzel örneklerindendir. Kare planlı
ve son derece sade bir camidir. Minberi işlemeli mermerden yapılmıştır. Tek
şerefeli iki minaresi vardır.
Kıble yönündeki hazirede Yavuz Sultan Selim’e, Kanuni Sultan Süleyman’ın
küçük yaşta ölen şehzadelerine, kızlarına ve Sultan Abddülmecid’e ait üç türbe
vardır.Bunlardan özellikle Yavuz Sulan Selim7e ait türbenin kapı, pencere
kapakları ve türbe içindeki ahşap parmaklıktaki sedef kakmalar tam bir sanat
şaheseridir.
Cami ve türbeler dışında, günümüze kadar ulaşan bir başka bir yapı sıbyan
mektebidir ve dış avlunun girişinde yer alır.
SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ
Eminönü
İlçesi’nde, kendi adıyla anılan semmtir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar
Sinan’a yaptırılancaminin inşasına 1550 yılında başlanmış ve 1557’de
tamamlanmıştır.
Süleymaniye Külliyesi, Fatih Külliyesi ile başlayan simetrik bir grublaşma ve
geometrik bir şemaya sahip bina kompleksleri yapma geleneğinin ikinci ve en
önemli aşamasıdır. Daha önce hiç rastlanmayan bir büyüklük ve mimari tasarıma
sahip olan Süleymaniye Külliyesi, merkezdenbir cami, medreseler, tabhane,
darüşşifa, bimarhane, türbeler, hamam, çarşılar ve sıbyan mektebinden
müteşekkildir.
Süleymaniye Camii, Osmanlı Devleti’nin en ihtişamlı günlerini yaşadığı çağın,
en görkemli eseridir. Azametiyle, çağını temsil etmektedir. İstanbul siluetinin
en önemli öğelerinden olan cami, sadece bir ibadethane değil etrafındaki külliye
ve ekabirin ikamet ettiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez,kent
hayatını karakterize edenbir kurumdur. Burada Mimar Sinan’ın sanatı ve dehası,
Osmanlı’nın büyüklüğü ve gücü ile İstanbul’un güzellik ve zerafeti biraraya
gelmiştir.
Caminin inşası sırasına, mimari tarihininin en büyük şantiye
organizasyonlarından biri gerçekleştirilmiştir. Caminin yapı malzemeleri ülkenin
dört bir yanından getirilmiştir. Antik kalıntılardan bazı sütunlar da
bulundukları yerlerden sökülerek İstanbul’a getirilmiş ve cami içerisinde
kullanılmıştır.
Bu dış avlu tarafından kuşatılmış bulunan cami,kıble yönünde ve içinde türbe
ve mezarların bulunduğu bir hazire ile tam tersi yöndeki bir iç avluya sahiptir.
Mermer kaplı iç avluya, İstanbul’da başka herhangi bir camide raslayamayacağımız
üç katlı muhteşem bir kapıdan girilir. Avluda fıskıyeli bir havuz yer alır. Yine
diğer camilerden farklı olarak,caminin dört mimaresi de avlunun köşelerine
yerleştirilmiştir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları, tam
bir deha ürünüdür. Kubbenin yerden yüksekliği 50m, avlu duvarlarının camiyle
birleştiği köşelerdeki minareler üç şerefeli ve 76m, avlunun giriş kapısı
yönündeki minareler ise iki şerefeli ve 56m,dir. Bu orantılama caminin silüetini
mükemmelleştirmektedir.
Caminin bir büyük kubbe ile, bunu destekleyen iki yarım kubbesi vardır.
Kubbelerdeki dizayn sayesinde, cami içerisindeki ses, akustik kurallaraa göre
oldukça berrek bir şekilde yayılmaktadır. Yine camii içerisinde mükemmel bir
hava dolaşım sistemi oluşturulmuş, giriş kapısı üzerindeki boşlukta aydınlatma
için kullanılan 4000 mumun isi toplanmıştır. Bu isler hat yapımında kullanılan
mürekkebe hammadde temin etmiştir.
Caminin mermer minberi ve mihrabi bir oymacılık şaheseridir. Ahşap oyma vaiz
kürsüsü, ahşap üzerine sedef kakma pencere kapakları ve kapıları, pencere
vitrayları caminin diğer bezeme unsurları pek kullanılmamış Külliyenin
medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak
uzanır. Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp
Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır.
Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe
duvarında paralel olarak uzanır. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi'nin
kesiştikleri kavşağın karşısında ise külliyenin hamamı vardır. Bu, sadece
erkekler kısmının olduğu bir tek hamamdır. Daha önce atölye olarak da kullanılan
hamam,1980 yılında restore edilmiştir.
Külliyenin tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akıl hastalarının tedavi
edildiği bimarhanesi kuzeybatıda, kıbleye paralel olarak yerleştirilmişlerdir.
Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfağına yer veren bir restorant tarafından
kullanılmaktadır.
Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan
Süleyman ve eşi Hürrem Sultan'a ait iki türbenin yanısıra bir türbedar odası yer
almaktadır. Kanuni ‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed, eşi Rabia Sultan, kızı
Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub
Sultan'da gömülüdür. Ayrıca bu hazirede Nakşibendi tarikatının son asırdaki
büyüklerinin mezarları da yeralmaktadır.
ŞEHZADE KÜLLİYESİ
Eminönü
İlçesi'nde, Şehzadebaşı semtindedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından,
kendisinden sonra padişah olmasını istediği, fakat ganç yaşta ölen Şehzade
Mehmed adına 1543-1548 arasında inşa ettirilmiştir. Külliye Mimar Sinan'ın
eseridir. Aynı zamanda Mimar Sinan'ın yaptığı ilk selatin külliyesidir.
Şehzade Külliyesi bir cami, medrese, tabhane, mektep, imaret ve türbelerden
oluşmaktadır. Cami külliyenin merkezinde yer almaktadır. Bir dış avluyla
çevrilmiş bulunan caminin ayrıca bir de iç avlusu vardır. İç avlunun ortasında
kubbeli bir şadırvan bulunmaktadır. Iç avlu duvarlarının camiyle bitiştiği yerde
ise caminin minareleri yer almaktadır. Şehzade Camii'nin iki şerefeli iki
minaresi, özellikle dış yüzey bezemeleriyle biriciktir, İstanbul'da bu tarzda
bezenmiş başka bir minare yoktur.Caminin büyük kubbesinin çapı 19 m. yüksekliği
ise 37 m.'dir ve dört yanm kubbe ile desteklenir. Bu büyük kubbe dört fil ayağı
üzerine oturur. Cami içinde ise en göze çarpan şeyler, çok üstün sanat eserleri
olan minber, mihrap ve müezzin mahfilidir.
Külliyede, haziresinde beş tane, dış avlu duvarlannda ve dörtgen biçiminde
bir tane olmak üzere toplam altı türbe vardır. Bunlardan özellikle Şehzade
Mehmed Türbesi İstanbul'un en güzel mezar yapılanndandır. Medrese, sııbyan
mektebi, imaret ve tabhanesi, kuzey yönünde ve avluya duvar teşkil edecek
biçimde yerleştirilmişlerdir.
ŞEBSEFA HATUN CAMİİ
Eminönü İlçesi'nde, Zeyrek'te, Atatürk Bulvarı'ndadır. Sultan I.
Abdülhamid'in eşlerinden Fatma Şebsafa Hatun tarafından ölen oğlu Şehzade Mehmed
için 1787 yılında yaptırılmıştır. Zeyrek Camii olarak da anılan cami barok
uslupta inşa edilmiştir. Yapı malzemesi olarak kesme taş ve tuğla
kullanılmıştır. Son cemaat yeri 5 sütunludur. Camiye bir merdivenle çıkılır.
Sağdaki tek şerefeli minaresi kesme taştandır. Büyük kubbenin eteğinde 16
pencere yer almıştır. Büyük kubbeyi köşelerde 4 kubbecik destekler. Caminin
kapısındaki kitabede yeralan şiir Şeyhülislam 5. Yahya Tevfik'indir.
Banisi Şebsafa Hatun'un mezan caminin haziresindedir.
VALİDE CAMİİ
Fatih
İlçesi'nde, Aksaray Meydanı'nın kuzeybatı yönündedir. Sultan Abdülaziz'in annesi
Pertevniyal Valide Sultan tarafından yaptırılmıştır. 1869-1871 arasında inşa
edilen caminin mimarı Sarkis Balyan'dır. Projenin hazırlanmasına Agop Balyan'ın
katıldığı da bilinmektedir. Aslında bu cami, mektep, türbe, muvakkithane ve
sebilden oluşan bir külliyenin parçasıdır. Fakat 1956- 1959 arasındaki Aksaray
Meydanı düzenlenmesi esnasında külliyenin diğer unsurları ya yok edilmiş veya
sebil gibi yerleri değiştirilmiştir.
Valide Camii neogotik tasarımıyla klasik camilerden oldukça farklı bir
mimariye sahiptir. Tek kubbesi yüksek, fakat küçüktür. Caminin kitlesi ve
cepheleri de o döneme kadar yapılan bütün camilerden farklıdır. Özellikle
neogotik yüzey bezemeleri bu camiye ayrı bir güzellik kazandırır. Aynı bezeme
zenginliği ve güzellik caminin iç kısımları için de geçerlidir. Altın yaldızla
parlatılan mavi rengin egemen olduğu kalem işi süslemeler, iç mekanı baştan sona
süslemektedir. Caminin tek şerefeli iki minaresi vardır.
Caminin Aksaray Meydanı'na bakan avlu kapısı, lstanbul'daki camiler için pek
alışılmadık ve aynı zamanda da göz kamaştırıcıdır. Bu kapı Osmanlı taş oyma
sanatının nadide ürünlerinden biridir.
YENİ CAMİ KÜLLİYESİ
Eminönü
İlçesi'nde, Eminönü Meydanı'nda, Mısır Çarşısı'nın yanındadır. Külliyenin
merkezinde yeralan. cami deniz kıyılarındaki sultan camilerinin en görkemlisi
olarak İstanbul silüetini tamamlar.
Sultan III. Mehmed'in annesi ve Sultan III. Murad'ın eşi Safiye Sultan adına
1597'de Mimar Davud Ağa tarafından yapımına başlanan caminin mimarlığını
1598'den sonra Dalgıç Ahmed Ağa üstlenmiştir. 1603'e kadar süren inşaat Sultan
I. Ahmed'in tahta çıkışıyla yarım kalmıştır. Kaderine terkedilip yarım yüzyıldan
fazla Yahudi evleri arasında sıkışıp kaldığından halk arasında o zamanlar "Zulmiyye"
adı ile tanınırdı. 1661 yılında Sultan IV. Mehmed'in annesi Hatice Turhan Sultan
tarafından tekrar başlatılan inşaat Mustafa Ağa'nın mimarlığında 1663'de
tamamlanmıştır.
Külliye bir cami, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, hünkar kasrı ve türbeden
oluşmaktaydı. Ama sıbyan mektebi günümüze ulaşmamıştır.
Caminin etrafındaki yolların genişlemesi nedeni ile dış avlusu ortadan
kaldırılmıştır. Mısır Çarşısı yönünde 18 sütunlu, 21 kubbeli ve üç kapılı olan
iç avlunun ortasında güzel bir şadırvanı vardır.
Sekiz sütun ve dokuz kubbeli son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarına
kadar çinilerle kaplıdır. Pencere üstlerinde de Hattat Tenekecizade Mustafa
Çelebi'nin hatları vardır. Sağda ve solda üçer
şerefeli iki minare yer almıştır. Kare planlı camiye merdivenle üç kapıdan
girilir. Çinilerle süslü olan dört fil ayağına ve dört kemere oturan merkezi
kubbeyi dört yarım kubbe desteklemektedir.
Köşelerdeki dört kubbe ve köprü ile türbe önlerinde sütunlarla çevrili
kubbelerle birlikte 66 kubbe bulunmaktadır. Mihrabı ve mimberi beyaz
mermerdendir. Mihrabın solunda değerli taşlarla süslü bir mozaik tablo vardır.
Turhan Sultan için yapıldığı söylenen Hünkar Kasrı, klasik Türk evinin bütün
özelliklerini taşıyan görkemli bir yapıdır. En güzel İstanbul panoramalanndan
birini seyredecek şekilde konumlanmıştır.
Üç odalı ve bir salonludur. Duvarları desen ve şekillerle, değerli İznik
çinileri ile kaplıdır. Ahşapları sedef ve fildişi kakmalıdır. 1948 yılına kadar
bir depo olarak kullanılmıştır.1948 ve 1966 yıllarında restore edildikten sonra
1967 yılında müze olarak açılmıştır.
Külliyeye dahil Hatice Turhan Sultan Türbesi ise içinde gömülü beş padişah ve
çok sayıda hanedan mensubuyla Osmanlı sülalesinin en büyük kabristanıdır.
Türbede Hatice Turhan Sultan'ın yanı sıra
Sultan IV. Mehmed, Sultan III. Osman, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed
ve Sultan I. Mahmud'un da mezarları vardır. Türbenin kubbesinin çapı 15m.'den
fazladır.
YILDIZ CAMİİ
Beşiktaş
İlçesi'nde, Barbaros Bulvarı'nda Yıldız Sarayı yolu üzerindedir. 1885-1886
yılları arasında Sultan II. Abdülhamid tarafından yaptırılmıştır.
Son dönem Osmanlı cami mimarisinde benzeri olmayan bir örnektir. Planının
bizzat Sultan II. Abdülhamid tarafından yapıldığı söylenmektedir. İç süslemeleri
hiçbir camide benzeri görülmeyen zenginliktedir. Sağ ve solda merdivenle çıkılan
odaları vardır. Sağda elçiler için tavanı 18 ayar altından yapılmış süslü Süfera
odası, solda ise tavanı yağlıboya tablolu ve çok süslü Hünkar mahfili
bulunmaktadır. Tek şerefeli minaresi işlemelerle bezenmiştir. Dört kalın demir
sütun üzerine oturan ve etrafı 16 pencereli olan kubbesinin saçakları oyma
yıldızlarla çevrilidir. Kubbesinin içi de aynı şekilde zengin süslemeler taşır.
Camide 17 pencere vardır. Caminin dört tarafında çok güzel bir hatla yazılmış
ayetler vardır. Birer şaheser olan duvar levhaları sedef kakmalı abanozdan
yapılmıştır.
YENİ VALİDE KÜLLİYESİ
Üsküdar'da,
Hakimiyet-i Milliye Caddesi'nin Üsküdar Meydanı ile birleştiği yerdedir.
1708-1710 yılları arasında Emetullah Gülnuş Valide Sultan adına, Sultan III.
Ahmed tarafından Mimar Bekir'e yaptırılmıştır. Külliye bir cami, hünkar mahfili,
türbe, sebil, muvakkithane, sıbyan mektebi, dükkanlar, imaret ve çeşmeden
müteşekkildir.
Cami, etrafını kuşatan bir dış avlunun içinde yer alır. Cami ve iç avlu, dış
avluya göre daha yüksektir. İç avluda güzel bir şadırvan bulunmaktadır. Cami,
klasik üsluba göre yapılmıştır. Bir büyük kubbe ve onu destekleyen dört yarım
kubbesi vardır. Caminin çifte şerefeli minareleri, klasik mimariyle yapılmış son
minarelerdir. Caminin içi ise çinilerle bezenmiştir.
Caminin doğu köşesinde, sonraki dönemlerde yapılmış, günümüzde oldukça
bakımsız durumda bulunan bir hünkar kasrı yer alır. Dış avlu duvarının güneydoğu
köşesinde türbe, sebil, muvakkithane ve çeşmeler yanyana yer alır. Türbe
Emetullah Gülnuş Valide Sultan'a aittir. Sıbyan Mektebi, imaret ve dükkanlar ise
dış avlunun kuzey yönündedirler.
ZAL MAHMUD PAŞA KÜLLİYESİ
Eyüp
İlçesi’nde, Defterdar Caddesi ile Zal Paşa Caddesi arasında yer alır. Külliye
bir cami, medrese, türbe ve çeşmeden oluşmaktadır. 1570’li yıllarda Sadrazam Zal
Mahmud Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın
eseridir.
Külliyenin merkezini cami oluşturmaktadır. Daha önceleri de birçok tamirat
geçiren cami son olarak 1955-1963 yılları arasında restore edilmiştir. İç avlu
son cemaat yeri ile birlikte 17 sütun ve 15 kubbe ile çevrilidir. Ortada 8
sütunlu şadırvanı vardır. Minaresi tek şerefelidir. Caminin duvarları taş ve
tuğla karışımıdır. Cami büyük bir kubbe ile örtülüdür. Çini mihrabı ile mimberi
kalem işleriyle süslüdür.
ZEYREK CAMİİ
Fatih
Ilçesi'nde, Zeyrek'te, İbadethane Sokağı'nda, Haliç'e hakim bir noktadadır.
Bugün cami olarak kullanılan yapı aslında II. İoannes Komnenos'un eşi Eirene
tarafından yaptırılan ve dönemin İstanbul'undaki en büyük manastırlardan olan
Pantokrator Manastın'nın kilisesidir. Yapımı 1136'da tamamlanmıştır. Latin
işgali sırasında Katolik rahipler tarafından bu manastıra el konulmuştur.
İstanbul'un fethinden sonra ise Fatih Sultan Mehmed tarafından manastır
medreseye, kilisesi de camiye çevrilmiştir. İlk müderrisi olan Molla Zeyrek
Mehmed Efendi'den ötürü, Zeyrek Cami adını almıştır. 18. yüzyıl sonunda ciddi
bir tamirden geçirilen cami uzun yıllar harap halde kaldıktan sonra 1966'
yılından itibaren büyük ölçüde restore edilmiştir. Fakat günümüzde yeniden
bakıma ve korunmaya muhtaç hale gelmiştir.
Birbirine bitişik üç ayrı yapıdan oluşan bina tuğladan inşa edilmiştir.
Binanın üzeri beş kubbe ile kaplanmıştır. Tek şerefeli bir minaresi vardır.
Restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan taban döşemeleri o dönemden
günümüze kadar ulaşan ender örneklerden biridir ve eşsiz güzelliktedir.